Paris’te, Place des Vosges’ta, Victor Hugo’nun evini 1996 yılında ilk kez ziyaret ettiğimde, Voltaire’in hicvi ile Napolyon’un ihtirası arasında yoğun bir Fransız edebi atmosferi hissetmeyi bekliyordum. Hugo, bir dönem Napolyon I’in hayranı olmuş ve Aydınlanma hümanizmi geleneğinde yer alan bir Cumhuriyetçiydi. Ancak, beni karşılayan ilk oda hiç Fransız değildi; Çin’e ait nesnelerle doluydu.
Victor Hugo, 19. yüzyılda Avrupa’da yükselen Oryantalizm dalgasından tamamen bağımsız değildi. Oryantalizm, Doğu’yu Avrupa tüketimi için estetikleştiren ve nesneleştiren bir yaklaşımdı.
Hugo’nun evindeki Çin tarzı oda, 19. yüzyıl Avrupası’nda yaygın olan ve siyasi bir duruştan ziyade dekoratif bir eğilim niteliği taşıyan chinoiserie merakını yansıtır.
Bu, tesadüfi bir yağma değildi. Kasıtlı bir kültürel yıkımdı. Yuanmingyuan, bahçeleri, kütüphaneleri, tapınakları ve sanatsal hazineleriyle devasa bir imparatorluk kompleksiydi. Sarayın yok edilmesi, Qing sarayını aşağılamak ve Batı’nın üstünlüğünü göstermek amacını taşıyordu. Fransız birlikleri de bu sürece katıldı ve çok büyük miktarda Çin sanatı ve hazinesi Avrupa’ya taşındı.
“Bir gün iki haydut Yazlık Saray’a girdi. Biri yağmaladı, diğeri yaktı. […] Biz Avrupalılar uygarız, Çinliler ise bizim gözümüzde barbar. İşte uygarlığın barbarlığa yaptığı budur.”
Bu mektup bugün, emperyal şiddete maruz kalan ve Batı dışı bir uygarlıkla kurulan dayanışmanın en erken ve en net ifadelerinden biri olarak kabul edilmektedir.
1858 tarihli Tientsin Antlaşması ve bu antlaşmanın kısmen reddedilmesini izleyen askeri harekâtlar, Çin’in emperyal taleplere direncinin ezici bir güçle karşılık bulacağını açık biçimde ortaya koydu.
Bu emperyal ilerleyiş, 19. yüzyıl uluslararası iktisadi düzenindeki geniş bir dönüşüm bağlamında ele alınmalıdır.
Afyon Savaşları sonrasında Çin’e dayatılan antlaşma limanları sistemi, Osmanlı İmparatorluğu’na ve Latin Amerika’nın bazı bölgelerine uygulanan benzer düzenlemeleri andırıyordu. Bu sistemler, Batı dışı ekonomileri küresel ticaret ağlarına asimetrik koşullar altında entegre etti. Çin, bu düzenlemelerle eşitsiz bir mübadele yapısına kilitlendi: çay, ipek ve daha sonra hammaddeler ihraç ederken dışarıdan belirlenen gümrük rejimleri altında Avrupa’nın mallarını ithal etmek zorunda kaldı.
Yuanmingyuan’ın yok edilmesi, münferit bir aşırılık değil, askeri zorlamayla pazar genişlemesini birleştiren ve egemenliği yükselen küresel kapitalist düzenin gereklerine tabi kılan bir iktisadi sistemin parçası olarak anlaşılmalıdır.
Hugo’nun evine yeniden döndüğümüzde, Çin sanat nesnelerinin varlığı en doğru biçimde 19. yüzyıl Avrupa zevkinin genel bağlamı içinde değerlendirilmelidir. Hugo’nun “Çin salonu”, dönemin yaygın estetik anlayışını yansıtıyordu. Ancak, Doğu’ya ilgi duyan pek çok koleksiyonerin ya da hayranın aksine Hugo, hayranlık duyduğu bir kültür yok edilirken sessiz kalmadı.
Hugo’nun Çin’i hiç ziyaret etmemiş olmasına rağmen bu denli güçlü bir empatiyle yazmış olması, protestosunun değerini daha da artırır. Mektubu sömürgeci şiddeti ortadan kaldırmadı. Ancak, Batı’nın üstünlüğü anlatısını, kamusal bir vicdan eylemiyle sarstı.
Hugo ise Doğu’yu patolojikleştirmedi. Uygarlıkları açıklamak ya da sıralamak için değil, yıkım karşısında ahlaki sorumluluğu teyit etmek için yazdı.
Not: Bu yazı, Arda Tunca’ya ait Demos (www.ardatunca.net) adlı sitede yayınlanmıştır.



