blank

“Altı Oyun” Hikayesi: Kent Konseyi’ni Kim Kazandı?

A+
A-

Zalimcan bir haftadır bizim eve kamp kurdu. Derdi beni yalnız bırakmamak mı, yoksa susmayan telefonumla yaptığım konuşmalardan bir sonuç çıkarmak mı anlayamadım. Bazen serin kanlı, bazen üzgün.. Bazen de coşkun ve iddialı bir profil çiziyor karşımda. Ama bilirim ki çok düşünür ve sonra konuşur. O yüzden varlığı rahatsız etmiyor.

Geçen haftanın Cumartesi günü Bodrum Kent Konseyi seçimi gerçekleşti. Ama ne seçim! Bir yanda Bodrum Belediyesinin en cengaver üst yöneticileri canhıraş biçimde bir aday için çalışırken, diğer yanda yıllardır Kent Konseyi seçimlerini önemsemeyen oda, dernek ve vakıf temsilcilerinin sekiz saatten fazla salonda bekleme sürecinde kulaklarından ayıramadıkları telefonları.

Ben, bizim Zalimcan’ı bu tür zamanlarda etkili bir aktör olarak bilirdim ama Atatürkçü Düşünce Derneğinin iki yiğit delikanlısının kan ter içinde sağa sola koşturmalarını görünce, esasen Zalimcan’ın ne kadar da kibar olduğunu anladım. Zannediyordum ki, bu koşturmaları Atatürk’ün işaret ettiği “ben sporcunun zeki, çevik, aynı zamanda ahlaklısını severim” sözü gereğidir. Oysa ne onlar sporcuydu, ne de Atatürk’ün sözü akıllarındaydı.

Son turda dördüncü sandıkta 70 – 70 olan oy durumu seçimin sonucunu belirleyecek olan beşinci sandıkta muhtarlar ve vakıfların kullandığı oylarla 80 – 74’e evrildi.  Ancak tamda burada dikkat çekmek istediğim bir konu var. Bir seçimin sonuçları, sadece görünen rakamlardan ibaret değildir. Bazen asıl mesele, sandıktan kimin çıktığı değil; sandığa giden yolun nasıl döşendiği ve gerçekte kimlerin sandığa gömüldüğüdür.

Kent Konseyleri, yerel demokrasinin vicdanıdır. Yasaların öngördüğü şekliyle; belediyelerden, siyasi partilerden, ekonomik çıkar çevrelerinden ve örgütlü güç odaklarından bağımsız olarak çalışmaları gerekir. Çünkü kent konseyleri; hakim güçlerin değil, kentin sesidir!

Ne yazık ki Bodrum’daki son kent konseyi seçim sürecinde; yerel yönetim ve kentin önde gelen STK’ları, kentin sesini boğmak için tüm güçleriyle ve yüzlerce insanın gözü önünde Bodrum Kent Konseyi’nin üzerine çöktü.

Seçim öncesinde yaşananlar, birçok kişinin zihninde aynı soruyu bıraktı; “Gerçekten bir Kent Konseyi seçimi mi yaşandı, yoksa Kent Konseyi üzerinden bir güç gösterisi mi yapıldı?”

Normal şartlarda belediye yönetiminin Kent Konseyi seçimlerinde taraf olması düşünülemez. Çünkü belediyeler ile kent konseyleri arasındaki ilişki, bağımlılık değil denge ilişkisidir. Biri yönetir diğeri izler ve değerlendirir. Gerektiği durumlarda eleştirir veya destekler. En azından ben öyle zannediyordum.

Ama Zalimcan beni uyarmıştı. Yanıldığımı anladığımda, bakışlarından gözlerimi kaçırmaktan başka çarem kalmamıştı.

Sivil toplumun görevi; yarışın tarafı olmak değil, yarışın adil yapılmasını sağlamaktır. Sivil demokrasiyi savunmak ile sonucu belirlemeye çalışmak arasında ince ama çok önemli bir çizgi vardır. Bu çizgi aşıldığında kaybeden sadece adaylar olmaz.

Kaybeden; sivil toplumun tarafsızlığı olur, kentin ortak aklı olur, demokrasiye ve yönetenlere duyulan güven olur, kentte sesi duyulmayanlar olur.

Kent konseyleri belediyelerin arka bahçesi değildir. Siyasi partilerin ya da belirli derneklerin örgütlenme alanı değildir. Belirli ideolojik çevrelerin temsil makamı hiç değildir.

Kent konseyleri, farklı görüşlerin aynı masa etrafında oturabildiği ve elimizde kalan belki de son sivil demokratik alanlardan biridir. Eğer bu alan da bloklaşmaların, yönlendirmelerin ve güç hesaplarının sahasına dönüşüyorsa, kazanan kim olursa olsun kentin sivil yapısı kaybetmiş demektir.

Çünkü mesele koltuk meselesi değildir. Mesele; bağımsız düşünebilen, özgür konuşabilen ve hiçbir merkezden talimat almayan bir sivil toplumun var olup olmadığı meselesidir.

Bana masum masum bakan Zalimcan’ın kulağına eğilip; “merak etme, ilkeli bir duruşun elinde dalgalandırdığı bayrak asla yere düşmez” dedim. Faltaşı gibi açılan gözlerindeki heyecanı ve motivasyonu görmeliydiniz.

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 1 Yorum
  1. Mustafa Balcı dedi ki:

    Çok yerinde bir yorum. Ancak anlayabilen, ya da içine sindiremeyen olur ise. Bunu rakibinizi desteklemeye girisenlerden beklemek saflık olur. Bence kaybedilen bir şey yoktur, hocam