blank

Cumhuriyetin 2.Yüzyıl Referansları

Yayınlama: 16.07.2026
A+
A-

Başlıktaki referansları düşünmeden önce 1.YY referanslarını ve uygulamayı bilmek, anlamak gerekiyor.
Cumhuriyetin kurucu referansları nelerdi?
1-EGEMENLİK: Devleti yönetme yetkisi millete ait olacak ve millet bu yetkisini seçtikleri eliyle kullanacak.
2-BAĞIMSIZLIK: Misak-ı Milli kararları ile devletin sınırları çizilecek, emperyalist(sömürgeci) devletlere verilen imtiyazlar kalkacak, manda, himaye reddedilecek.
3-ANTİ-EMPERYALİST TUTUM: Emperyalist sömürüye karşı kurtuluş mücadelesi veren sömürgelerin mazlum hakları desteklenecek.
4-HUKUK: Devlet kişisel kararlarla değil, kurallar ve kurumlarla yani hukukla yönetilecek.
5-MODERNLEŞME: Osmanlı’nın son yüz yılında Vaka-i Hayriye, tanzimat, 1., 2. Meşrutiyet ve meclis-i mebusanla ağır aksak yürüyen modernleşme; devrimci bir anlayışla hızlanacak, batıyı batı yapan değerler benimsenerek batının yarattığı medeniyete yetişilecek ve üstüne çıkılacak.
6-HALKI SAHİPLENME: Cumhuriyeti kimsesizlerin kimsesi yapma anlayışıyla bulaşıcı hastalıklarla (Çiçek, sıtma, tifo, trahom, verem, frengi) kırılan halka hızla sağlık hizmeti götürülecek, arkasından zaman içinde yapılacak modern hastanelerle insan hayatının süresi ve kalitesi artırılacak.
7-BARIŞ: Tüm dünyada barış savunulacak, bunun için de milli sanayimiz geliştirilerek silahlı kuvvetlerimizin caydırıcılığı artırılacak. İç barışımızı sağlam tutmak için de kimlik(cinsiyet, etnisite, mezhep, kültür, ideoloji) ayrımı gözetilmeksizin tüm vatandaşlar eşit haklara kavuşturulacak.
8-EĞİTİM: Mevcut dinci-ezberci medrese eğitimi yerine doğa bilimlerini öne çıkaran, laik ve karma eğitimi esas alan, öğrenmede metot olarak eleştirel akıl yöntemini kullanan, aklı, bilimi, teknolojiyi rehber edinen, laboratuvarda uygulama yapan, fırsat eşitliğini gözeten bir eğitim anlayışıyla özgür düşünceli kuşaklar yetiştirerek uygarlığı aşma hedeflenecek.
İşte milli mücadelenin başkomutanı, devletin kurucu önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu iddialarla Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur. İddialarından sapmadan kuruluşun ilk 7-8 yılındaki kalkınma hızıyla milletine altın yıllar yaşatmıştır.
Yolu, suyu, ayağına geçireceği çarığı, kara lastiği, üstüne geçireceği köyneği, yiyeceği buğdayı olmayan, lambasına koyacağı gaz yağını, yemeğine atacağı tuzu, çayına katacağı şekeri bulamayan asırların ihmaline uğrayarak özgüven kaybı yaşayan milletine artık kurtulduğunu hissettirmek için çabalıyordu.
Ancak Atatürk’ de olsa o bir insandı ve gücü sınırlıydı. Kurduğu devletin bürokrasi eliyle yozlaşmaya başladığını, çıkardığı mevzuatın amacını aşarak halka zorbalığa dönüştüğünü, bürokrasinin vatandaşa hizmet yerine yük olmaya başladığını gördü.
Bu duruma düşündüğü ve uygulamak istediği çözüm; genel başkanı olduğu iktidardaki Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde denetlenmesiydi.
O nedenle çok güvendiği bir grup arkadaşına rakip partiyi (Serbest Fırka) kurdurdu.
Parti henüz bir aylık iken 1930 Eylülünde yapılan belediye seçimlerine katıldı. Halktan büyük ilgi görünce iktidar partisini bakanıyla, milletvekili ve teşkilatlarıyla bir korku sardı.
Vali, Kaymakam, Nahiye Müdürleri eliyle polis ve jandarma devreye alınarak yeni parti üzerinde devlet baskısı kuruldu. O kadar ki, çatışma çıkacak bahanesiyle Serbest Fırka’nın İzmir mitingini dağıtmak için jandarmaya ateş ettirerek ölümle sonuçlanan olaylar yaşandı.
Cumhuriyet Gazetesinin sahibi, başyazarı ve milletvekili Yunus Nadi gazetedeki köşesinde yayınladığı açık mektupla Atatürk’ün demokrasiye geçme kararını eleştirdi. Aynı yılın aralık ayında yaşanan Menemen olayı için de “özgürlüğün sonu budur işte!” diyebildi.
Devletin sert gücüne dayanarak yönetme konforuna alışmış bu ittihat terakki zihniyetli kadrolar Atatürk’e geri adım attırarak yeni partinin kapatılmasını sağladılar.
Çünkü Atatürk; yaşananlara bakarak Türkiye’nin çatışma ortamına gireceğini gördü. Bu nedenle demokrasiye geçişi erteledi. Kişisel gücünü ve mevcut yetkilerini kullanarak yapabilecekleriyle yetinme dönemine girdi.
Ölümünden sonraki on yıllarda ise Türkiye, yönetimdeki istikrarı da kaybetti.
1950-60, 1961-71, 1973-80, 1983-97, 2003-2016 dönemlerini açılıp kapanmalarla, ekonomik krizlerle, etnik mezhepsel, ideolojik ayrılıklar kaşınarak yukarıdaki yol haritası kevgire çevrildi.
1.YY işte böyle tamamlandı.
Yüzyılın sonu olan 2020 li yıllarda dahi illegal dini yapılanmalar, medreselerinden mezun ettikleri tümü kara çarşaflı kız/kadın, tümü sarıklı erkek öğrencilerine kamunun gözü önünde mezuniyet törenleri yapabildiler.
Yukardaki olgular bize 2.YY.da yeni referanslar sıralamakla başarının gelmeyeceğini söylüyor. 2.YY.ın başarı getirebilmesi için 1.YY.ın zorba, baskıcı, darbeci zihniyetinin ve ayrışma, çatışma üreten mevzuatının tümüyle değişmesi gerekiyor.
Türkiye’nin sorunu ne parlamenter ne de başkanlık sistemidir. Sorun devletin organları(Yasama-Yürütme-Yargı) arasında denge ve denetimin bilerek, isteyerek kurulmamasıdır. Sorun Demokratik Hukuk Devletiyle uyumlu olmayan ayrıcalıkları (Etnik, mezhepsel, ideolojik)anayasa ve tüm mevzuattan çıkarma sorunudur.
Sorun partiler ve seçim kanunlarını değiştirerek seçmenle siyasetçi arasındaki doğrudan ilişkiyi kurma sorunudur. Hiç kendimizi aldatmayalım; millete güvenerek temelinde demokratik değerler olan özgürlükçü, çoğulcu, eşitlikçi bir mevzuatı yaratıp, uygulamaya sokmadan 2.YY.ı başlatamayız.
Peki başlatamazsak ne olur? Diyorsanız, 1YY zihniyetini sürdürerek Irak; Suriye, Lübnan gibi çökmüş devletlere benzeyip tarih sahnesini terk etmek zorunda kalırız.
Bu kabusu yaşamamak için yüzyıllık tecrübeye yaslanarak mevzuatı dönüştürme çalışmasını hızla başlatıp, bitirmeliyiz.
Yakında meclise getirilecek mevzuat değişiklikleri konusunda iktidarı muhalefetiyle tüm siyasilerin daha sorumlu davranmaları gerekir.

Bodrum Fiber İnternet
Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.