blank

Zalimcan’la Bir Sarıyaz Sohbeti

Yayınlama: 27.09.2026
A+
A-
Yıldız Teknik Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun olduktan sonra, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde Sit Koruma Planlaması, Helsinki Teknik Üniversitesi'nde Kentsel Tasarım alanlarında lisansüstü eğitim aldı. Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde "Turizm Alanları Planlaması" konulu doktora tezini tamamlayarak şehircilik ve planlama alanındaki akademik çalışmalarını derinleştirdi. Belediyecilik, serbest şehir plancılığı ve yaklaşık 30 yıllık akademik kariyeri boyunca kent planlama, kentsel koruma, turizm alanlarının planlanması, imar hukuku ve kent yönetimi konularında eğitimler verdi; çok sayıda akademik çalışma, imar planı ve belediye danışmanlığına imza attı. Uludağ Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nden emekli olan Dr. Özyaba, halen köşe yazarlığı ve imar hukuku danışmanlığı yapmaktadır. Evli ve dört çocuk babasıdır.

Bodrum’da yaz bitmez aslında. Sadece kalabalık gider. Sonra bir sabah uyanırsınız; yollar biraz boşalmış, denizin rengi koyulaşmış, güneş öfkesini bırakmış, meltem yeniden teninize değmeye başlamıştır.

Çarşıda yürürken omzunuz başka bir omuza çarpmaz. Denize girmek için havlunuzu koyacak bir karış yer aramazsınız. Masalar yeniden Bodrumlulara, sokaklar dört ayaklı canlara, kıyılar denize kalmaya başlar. İşte o zaman anlarız ki, Sarıyaz gelmiştir.

Ben iki yıl önce Sarıyaz’ı, “aşka yardım ve yataklık eden huzurun, havaya asıldığı zaman” diye tarif etmiştim. Fikrim değişmedi. Ama galiba yaş aldıkça insanın aşktan anladığı da değişiyor.

Şimdilerde benim için Sarıyaz, Bodrum’un Bodrum’la baş başa kaldığı zamandır. Misafirlerimizi uğurladıktan sonra birbirimize bakıp: “Eee, ne yaptık bu yaz?” diye sorduğumuz zaman…

Tam bunları anlatıyordum ki bizim Zalimcan girdi söze.

— Ne yaptık bu yaz?

“Yahu daha yeni söyledim.”

— Söyledin de cevap vermedin. Suyumuz ne oldu?

Sustum.

— Trafik?

Yine sustum.

— Altyapı?

“Zalimcan, bak hava ne güzel…”

— Kıyılar?

“Deniz de çarşaf gibi…”

— Betonlaşma?

“Akşam bir balık yiyelim mi?”

— Planlama?

“Gara izmarit bulursak…”

— Belediyede liyakat?

“Yanına bir de çiçek dolması…”

Zalimcan’a göre Sarıyaz, unutmak değil hatırlamak için en doğru zamanmış. Çünkü eylül gelince trafik biraz azalıyor ve sorunun çözüldüğünü sanıyoruz. Oysa trafik çözülmedi; insanların bir kısmı evine döndü. Su sorunu çözülmedi; tüketim azaldı. Otopark sorunu çözülmedi; otomobiller azaldı. Kıyılarımız genişlemedi; üzerlerindeki insan baskısı azaldı.

Yani Bodrum iyileşmedi. Bodrum’un ateşi düştü. İşte Sarıyaz’ın siyaseti tam burada başlıyor.

Siyaseti yalnızca parti, aday ve seçimden ibaret sanıyoruz. Oysa bir kentin suyunu nasıl yöneteceğine, kıyılarını nasıl koruyacağına, bir koya daha ne kadar yapı yapılabileceğine karar vermek de siyasettir. Çocukların denize ücretsiz ulaşabilmesi, yaşlıların gölgede oturabileceği bir meydanın bulunması da…

Çünkü kent siyaseti aslında tek bir soruya verilen cevaptır: “Bu kent nasıl yaşamalı?”

Zalimcan hemen atladı:

— Seçim zamanı belediye başkan adayları kürsülerde kükrüyordu ama!

“Kim kükrüyordu, ben mi?”

— Hayır yahu. Ben adaylardan bahsediyorum.

“Ben o zaman da aynı şeyi söylüyordum Zalimcan: Planlama, liyakat, kent aklı…”

— Peki şimdi Bodrum Belediyesinde ne oluyor?

“Onu da Bodrumlular görüyor zaten…”

— İyi de görmek yetiyor mu?

İşte burada Zalimcan’ın ağzını kapatmak zor.

Türkiye’de yerel siyasetin çok sevdiği bir mevsim vardır: Seçim mevsimi. Ben ise belediyeciliğin asıl mevsiminin Sarıyaz olduğunu düşünüyorum.

Çünkü önümüzde yaklaşık dokuz ay var. Önümüzdeki yazın Bodrum’u, bugün hazırlanacak. Bugün yapılacak yollarla, bugün alınacak planlama kararlarıyla, bugün kurulacak su politikasıyla, bugün korunacak kıyılarla. Belki de en önemlisi, bugün kurulacak kent aklıyla.

Yol yapabilirsiniz. Ama o yolun sonunda nasıl bir Bodrum istediğinizi bilmiyorsanız, bir süre sonra yine aynı yere çıkarsınız.

Boru değiştirebilirsiniz. Ama suyunuzu nasıl yöneteceğinizi planlamadıysanız, o borudan bir gün yine su akmaz.

Kaçak yapıyı yıkabilirsiniz. Ama kentin taşıma kapasitesini dikkate alan bir planlama iradesi kurmazsanız, birini yıkarken ötekisi yükselir.

Zalimcan bu defa sustu.

“Ne oldu?”

— Sarıyaz güzel şey aslında.

“Nihayet anladın.”

— İnsan az, trafik az, deniz güzel…

“Eee?”

— Bodrum’u yönetenleri ne yapacağız?

“Zalimcan, sen yine siyasete girdin.”

Güldü.

— Ben girmedim. Siyaset bizim sokağa kadar geldi.

Bakmayın siz Zalimcan’a. Belki de Sarıyaz’ın güzelliği burada. Gürültü azalınca birbirimizi duymaya başlarız. Deniz sakinleşince dibi görünür. Kent sakinleşince de sorunları görünür olur.

Şimdi Bodrum’un sokaklarında dolaşmanın, denize girmenin, dostlarla uzun sofralar kurmanın tam zamanı. Gara izmaritin yanına çiçek dolmasını koyun. Sevdiğinize sarılın. Ama arada bir başınızı sofradan kaldırıp kente de bakın.

Sonra da kendinize sorun; Bodrum’u çocuklarımıza nasıl bırakacağız?

Zalimcan kapıdan çıkarken son sözünü söyledi:

— Seneye yine “bu Bodrum niye böyle oldu?” diye yazmayalım da…

“Yahu bir kere de güzel bitir şu yazıyı!”

Döndü, bir an denize baktı.

— Sarıyazınız güzel olsun. Ama Bodrum’un geleceği daha güzel olsun.

Bu defa karışmadım. Çünkü bazen Zalimcan doğru söylüyor.

Share and Enjoy !

Shares
blank
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 1 Yorum
  1. Sabri Şen dedi ki:

    Trafik en büyük sorun , ticareti aksatıyor insanlar zaman kaybediyor, turizmi aksatıyor ,yalıkavağa 1daat 50 dk da gidilirmi sevdiklerimizi sevdiğimiz yerleri görmemizi engelliyor belediyenin yapacağız diyip başlamadığı bir sürü mahallede projesi var bu başkanla olmaz.