Bodrum’da su sorunu artık bir altyapı meselesi olmaktan çıkmış, açık bir yaşam hakkı krizine dönüşmüştür.
Yaz aylarında günlerce musluklarından su akmayan yurttaşların isyanı, yer yer eyleme dönüşen tepkiler son derece anlaşılırdır. İnsan susuz kalırsa öfkelenir. Bu öfke haklıdır.
Ancak bir noktanın altını kalın çizgilerle çizmek gerekir:
Bodrum’daki su sorununun tek sorumlusu Bodrum Belediyesi ya da Muğla Büyükşehir Belediyesi değildir.
Aksine, bu iki belediye de yıllardır olanakları ölçüsünde proje üretmiş, yeni kaynaklar yaratmaya çalışmış, iletim hatları, arıtma tesisleri ve alternatif çözümler için çaba göstermiştir.
Sorun, bu çabaların merkezi hükümet ve onun kurumu olan DSİ tarafından sistematik biçimde engellenmesidir.
Bugün yaşadığımız Dalaman Çayı örneği, bunun en somut kanıtıdır.
Muğla Büyükşehir Belediyesi ve MUSKİ’nin, Dalaman Çayı üzerindeki Akköprü Barajı’ndan Milas–Bodrum hattı için talep ettiği yıllık 50 milyon m³ içme suyu, Devlet Su İşleri tarafından reddedilmiştir.
Aynı DSİ, aynı sudan Aydın’a 220 milyon m³ sulama suyu tahsis edebilmiştir.
Burada sorulması gereken soru şudur:
Bir bölgede tarımsal sulama için yüz milyonlarca metreküp su “uygun” bulunurken, insanların içmesi için istenen su neden “uygun değildir”?
Cevap teknik değil, politiktir.
DSİ, bu reddi gerekçelendirirken; HES’leri, barajın özelleştirme süreçlerini, balık çiftliklerini ve özel şirketlerin “hak kayıplarını” öne sürmektedir.
Yani açıkça denmektedir ki:
Şirketlerin kârı, insanların susuzluğundan daha önceliklidir.
Bu, kabul edilemez.
Üstelik DSİ’nin kendi mevzuatı içme ve kullanma suyunu tüm tahsislerin önüne koyarken; içme suyu rezervuarlarında balık yetiştiriciliğini yasaklayan açık hükümler varken…
Bugün yaşanan tablo, DSİ’nin kendi yarattığı çelişkinin bedelini halka ödetmesidir.
Bodrum’da, Milas’ta, Kıyıkışlacık’ta insanlar susuz kalırken; sermaye için, termik santraller için, balık çiftlikleri için gerekçe üstüne gerekçe üretilmektedir.
Bu artık bir yönetim zaafı değil, bilinçli bir tercihtir.
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın defalarca dile getirdiği şu sözler, meselenin özünü ortaya koymaktadır:
“Bodrum’a suyu vermeyecekseniz, yaşam hakkımız için su vermeyecekseniz, kim verecek?”
Bu bir retorik soru değildir.
Bu, merkezi iktidara yöneltilmiş açık bir vicdan ve sorumluluk çağrısıdır.
Ne var ki Muğla’da herkes bu gerçeği görmek istemiyor.
Bazıları kolay olanı seçip öfkeyi belediyelere yöneltiyor.
Oysa suyun vanası belediyelerin değil, DSİ’nin ve merkezi hükümetin elindedir.
Anayasa’nın güvence altına aldığı yaşam hakkı, susuz bırakılarak askıya alınamaz.
Su bir lütuf değildir.
Su bir yatırım aracı değildir.
Su bir şirket malı hiç değildir.
Su yaşamsal bir haktır.
Bugün Bodrum’da yaşanan su krizi, yalnızca bir kent sorunu değil; kamucu yönetim anlayışı ile rantçı yönetim anlayışı arasındaki açık bir mücadeledir.
Ve bu mücadelenin tarafları artık netleşmiştir.
Bodrum susuz kalıyorsa, bunun nedeni belediyeler değil;
suyu halktan alıp sermayeye tahsis eden merkezi AKP hükümeti ve DSİ’dir.
Bunu görmek, bunu söylemek ve doğru adrese itiraz etmek zorundayız.
Bodrum Susuz, Çünkü Su Belediyelerin Değil Merkezi İktidarın Elinde






