Bodrum’un Efeleri… Haydin Gari…

A+
A-

Bir süredir Bodrum’a biraz uzaktan bakıp, biraz da içimize dönerek düşünmeye çalışıyoruz: Daha iyisi mümkün mü? Doğruyu aramak, iyi örnekleri incelemek ve bize yakışanı seçmek bir “özenme” midir, yoksa bir gelişme iradesi mi?

Kimi okur bunu başka kentlere öykünmek olarak gördü, kimi ise iyi uygulamaları görüp Bodrum’a uyarlama çabası olarak değerlendirdi. Aslında her iki yaklaşımda da haklılık payı var. Çünkü hiçbir model birebir kopyalanamaz. Her kentin kendi tarihi, kültürü, yerleşik alışkanlıkları ve sosyolojik gerçekleri vardır. Dışarıdan alınabilecek olan şey kalıp değil; ilke ve yöntemdir.

Örneğin Melbourne 2025 yılında dünyanın en yaşanabilir dördüncü kenti seçildi. Bu unvan gökten düşmedi. Planlama disiplini, kamusal alan kalitesi, ulaşım dengesi, çevre duyarlılığı ve yönetişim kültürüyle kazanıldı. Elbette kusursuz değil. Ama insana yakışır yaşam standardını hedefleyen bir çerçeve sunuyor.

Bizim yapmamız gereken, başkasının ayakkabısını giymek değil; iyi yürüyüş tekniklerini öğrenmek. Asıl mesele şu; Bodrum’u daha yaşanabilir kılacak iradeyi ortaya koyabilecek miyiz?

Bunun ilk şartı, ideolojik bile olamayan kamplaşmayı kutsayan siyaset tarzından; uzlaşmayı, ortak aklı ve proje üretimini önceleyen bir anlayışa geçmek. Söylemesi kolay, yapması zor. Ama başka yol da yok.

Bodrum’un bugün katlanma sınırını aşan kentsel sorunları var. Altyapı, su, ulaşım, yapılaşma baskısı, çevre yükü. Bu sorunların çözümü için yerel yönetim ile merkezi yönetimin birlikte çalışmasını istemek vatandaşın en doğal hakkıdır. Hizmetin hangi siyasi haneye artı yazacağının hesabını yapmak yerine sonuca odaklanmak, bu kente yapılacak en büyük iyiliktir. Sandık günü geldiğinde seçmen zaten kimin ne yaptığını da, ne yapmadığını da görür.

Siyasetin mevcut aktörleri farklı partilerde olabilir ama oynanan oyun aynı coğrafyanın oyunu. Ya Çökertmeyle diz çökülür karşılıklı, ya da Sepetçioğlu ile dönülür kendi etrafında. Bu arada bilmeyenler olabilir diye söyleyelim; Sepetçioğlu Zeybeğinin iki yüzyıl önce doğduğu coğrafya Kastamonu ve yöresidir aslında. Ahmet Aras’ın oynadığı kareografi de, daha çok Kastamonu Sepetiçioğlu Zeybeğine yakındır mesela. Ama mevzu figür değil, omuz omuza durabilmek. “Efe yalnız oynar” derseniz, biri çıkar size sorar; “Efenin gezdiği dağlara ya site yaptınız ya maden ocağı”.

Eğer bu coğrafyanın “efe” geleneğinden söz edeceksek, şunu da hatırlayalım; Efeler yalnızca cesaretin değil, halktan yana durmanın sembolüdür. Zulme karşı çıkan, adaleti gözeten, sorumluluk alan karakterdir efe. Bu kültürde hileye, çıkarcılığa, ihanete de bir isim verilmiştir; “kancıklamak”..

Bugün Bodrum’un ihtiyacı olan şey tam da bu; “tarihsel ahlak pusulasıyla yanlışa karşı durmak”..

Önümüzde önemli bir fırsat virajı var. Yeni atanan ya da seçilmiş siyasi parti ilçe başkanları, seçilmiş yerel yöneticiler ve belediye yönetimi aynı masa etrafında buluşsa, Bodrum’un acil ihtiyaçlarını net bir öncelik sırasına koysa. Hazırlanmış projelerle birlikte Ankara’nın kapısını çalsa. Sonra da kente birlikte dönse.  Bodrum halkı Yokuşbaşı’nda davul zurnayla karşılar mı, karşılamaz mı?

Aynı şekilde sivil toplum yapılanmaları, meslek odaları ve Kent Konseyi çatısı altındaki tüm dinamikler de rekabeti bir kenara bırakıp ortak projeler üretebilse, Ankara’ya gidecek heyetin elini güçlendirse. Bu dayanışmadan zarar gören çıkar mı? Hah işte o zaman kurulur sahne ve hep birlikte oynanır Çökertme ve Sepetçioğlu zeybeği.

Bodrum’un, Muğla’nın efeleri; halktan ve adaletten yana durmayı hayatlarının merkezine koymuşlardır. Dileğimiz o ki, bu toprakların siyasetinde de ahlak, sorumluluk ve vefa yeniden kıymet kazansın. Halka zulmeden anlayışlara, kancıklayan otoritelere karşı, efelerin yüreğiyle birbirimize sarılabilelim.

O halde çağrı açık ve nettir; “Haydin efeler, gızanları da alın yanınıza, Bodrum’un ortayerinde iki dönüverin baken hep birlikte”..

Bodrum, o yüreğin sizde olduğunu görmek istiyor.

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.