









Süleyman Akbulut, 1994 yılından bu yana gazetecilik yapan, yerel basının farklı kademelerinde görev üstlenmiş deneyimli bir gazeteci. Uzun yıllardır Muğla basınının içerisinde bulunuyor; Muğla Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı görevini 3 dönemdir yürütüyor. Ayrıca Türkiye Gazeteciler Federasyonu yönetiminde de aktif görev alan usta bir gazeteci-yazar…
Süleyman Akbulut, 1994 yılından bu yana gazetecilik yapan, yerel basının farklı kademelerinde görev üstlenmiş deneyimli bir gazeteci. Uzun yıllardır Muğla basınının içerisinde bulunuyor; Muğla Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı görevini 3 dönemdir yürütüyor. Ayrıca Türkiye Gazeteciler Federasyonu yönetiminde de aktif görev alan usta bir gazeteci-yazar…
Bugüne kadar Muğla kamuoyunu ilgilendiren pek çok önemli konuyu gündeme taşıdığı, yerel gazeteciliğe emek verdiği de bir gerçek.
Tam da bu nedenle, geçtiğimiz günlerde yaptığı YouTube yayınındaki bazı iddiaları şaşkınlıkla izledim.
Bir arkadaşımın gpaylaştığı yayın linkini baştan sona izledim. Akbulut; orman yangınlarından yerel yönetimlere, siyasi atamalardan liyakat tartışmalarına kadar Muğla’yı ilgilendiren birçok önemli konuya değiniyor.
Ancak yayında Muğla Büyükşehir Belediyesi Hukuk Müşavirliği üzerinden dile getirilen iddialar özellikle dikkatimi çekti.
Yayında, uzun yıllardır Muğla Büyükşehir Belediyesi’nde görev yapan Hukuk Müşaviri Rabia Uçar Balaban’ın görevinden ayrılması üzerinden oldukça ağır bir tablo çiziliyor.
Rabia Uçar Balaban’ın tasfiye edildiği, yerine siyasi ilişkiler ve akrabalık bağı üzerinden bir kişinin getirildiği ileri sürülüyor. Veli Ağbaba’nın adı bu görev değişikliğiyle ilişkilendiriliyor.
Dahası, mesele yalnızca bir bürokratik görev değişikliği olarak ele alınmıyor.
Buradan hareketle “kast sistemi”nden, liyakat sorunundan, siyasi nüfuzdan ve Muğla’nın Ankara ya da İstanbul merkezli anlayışlarla yönetilmesinden söz ediliyor.
Bunlar sıradan iddialar değildir.
Bir belediye başkanını, bir milletvekilini, bürokratları ve belediyenin yönetim anlayışını kamuoyu önünde doğrudan etkileyebilecek son derece ciddi iddialardır.
Ben de yayını ilk izlediğimde doğal olarak rahatsız oldum.
Çünkü Rabia Uçar Balaban’ın uzun yıllardır Büyükşehir Belediyesi’nde görev yaptığını, hukuk yapılanmasına önemli emek verdiğini ve liyakatli bir hukukçu olduğunu biliyorum.
Ancak bir iddiadan rahatsız olmak, onun doğru olduğunu kabul etmek anlamına gelmez.
Ben gazeteci değilim. Buna rağmen yapılması gereken en temel şeyi yaptım:
Araştırdım ve doğrudan tarafına sordum.
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras ile doğrudan görüştüm.
Başkan Aras’ın bana verdiği bilgiler, yayında oluşturulan tablodan tamamen farklıydı.
Ahmet Aras’ın açıklamasına göre Rabia Uçar Balaban görevden alınmadı, tasfiye edilmedi ve istifaya zorlanmadı.
Kendi özel nedenleri nedeniyle ve kendi iradesiyle görevinden ayrılmak istedi.
Üstelik Ahmet Aras, Rabia Hanım’ın çalışmalarından memnun olduğunu, kendisini liyakatli bulduğunu ve kuruma uzun yıllardır önemli katkılar sunduğunu söyleyerek görevine devam etmesini istediğini de ifade etti.
Ancak Rabia Hanım özel nedenleri nedeniyle ayrılma kararında ısrarcı olmuş.
Başkan Aras’ın bana aktardığı diğer bilgiler de önemli.
Göreve getirilen yeni Hukuk Müşavirinin Veli Ağbaba’nın yeğeni veya akrabası olmadığı, uzun yıllardır Muğla Büyükşehir Belediyesi bünyesinde görev yaptığı ve görevlendirilmesinde Rabia Uçar Balaban’ın da görüş ve önerisinin bulunduğu ifade ediliyor.
Başkan Aras ayrıca konuyu öğrendikten sonra Süleyman Akbulut’u aradığını, olayın gerçek durumunu kendisine anlattığını ve Akbulut’un da gerekli düzeltmeyi yapacağını söylediğini bana aktardı.
Süleyman Akbulut mesleğe dün başlamış bir gazeteci değil.
Yaklaşık otuz yılı aşan bir gazetecilik geçmişinden söz ediyoruz.
Üstelik yalnızca gazetecilik yapan değil, gazetecilerin meslek örgütlerinde sorumluluk üstlenen bir isimden bahsediyoruz.
Dolayısıyla benim eleştirim de tam burada daha anlamlı hale geliyor:
Bu kadar deneyimli bir gazeteci, böylesine ciddi iddiaları yayımlamadan önce neden taraflarına sormadı?
Rabia Uçar Balaban’a soruldu mu?
Ahmet Aras’a soruldu mu?
Veli Ağbaba’ya soruldu mu?
Yeni görevlendirilen kişinin gerçekten Veli Ağbaba’nın akrabası olup olmadığı araştırıldı mı?
Belediyedeki geçmişi incelendi mi?
Eğer bunlar yapılmış olsaydı, benim birkaç görüşmeyle ulaşabildiğim bilgiler yayından önce de öğrenilemez miydi?
Mesele tam olarak budur.
Gazeteci elbette eleştirir.
Belediye başkanını da eleştirir, milletvekilini de sorgular, bürokratların atamalarını da araştırır.
Muğla’nın Ankara’dan veya İstanbul’dan yönetildiğini düşünüyorsa bunun üzerine de gider.
Gerçekten liyakatin yerine siyasi yakınlık geçirilmişse bunu ortaya çıkarmak zaten gazeteciliğin görevidir.
Gerçekten bir akraba kayırmacılığı varsa yazılmalıdır.
Gerçekten bir “kast sistemi” oluşmuşsa bunun üzerine gidilmelidir.
Ben de böyle bir durumun karşısında dururum.
Ancak önce gerçek gerekir.
Çünkü yanlış veya yeterince araştırılmamış bir bilgi üzerine doğru bir demokrasi ve liyakat tartışması kurulamaz.
Süleyman Akbulut’un kendisine bilgi verildikten sonra konuyu düzelteceğinin ifade edilmesini önemsiyorum.
Yanlış veya eksik bilgi varsa düzeltmek gazetecilik açısından değerlidir.
Ancak daha önemli bir soru var:
Bu teyit neden yayından önce yapılmadı?
Çünkü bir yayın yapıldıktan sonra ortaya çıkan sonuçların tamamını geri almak mümkün olmayabilir.
İlk yayın binlerce kişiye ulaşabilir, sosyal medyada paylaşılabilir, insanlar hakkında kanaat oluşturabilir.
Sonradan yapılan düzeltme ise aynı kişilerin tamamına ulaşmayabilir.
Bu nedenle gazetecilikte “önce yayınlarım, yanlışsa sonra düzeltirim” anlayışı yerine “önce araştırırım, taraflara sorarım, teyit ederim, sonra yayımlarım” anlayışı esas olmalıdır.
Süleyman Akbulut’un uzun yıllardır gazetecilik yapması, önemli haberlere imza atması ve meslek örgütlerinde görev üstlenmesi benim açımdan küçümsenecek bir şey değildir.
Tam tersine değerlidir.
Fakat bu mesleki birikim, yapılan bir yayının eleştirilemeyeceği anlamına da gelmez.
Hatta tam tersine:
Deneyim arttıkça sorumluluk da artar.
Muğla Gazeteciler Cemiyeti’nin başkanlığını yapan, gazetecilik mesleğinin örgütlü yapısında sorumluluk üstlenen deneyimli bir gazeteciden, özellikle kişilerin itibarını doğrudan etkileyen iddialarda daha yüksek bir teyit hassasiyeti beklemek son derece doğaldır.
Benim Süleyman Akbulut’a yönelik eleştirim kişisel değildir.
Mesleki bir sorudur:
Taraflarına sorulmadan, doğruluğu yeterince araştırılmadan böylesine ağır sonuçlara ulaşan bir yayın yapılmalı mıydı?
Benim cevabım nettir:
Hayır.
Muğla, Muğla’da yönetilmelidir.
Liyakat korunmalıdır.
Siyasi nüfuza, akraba kayırmacılığına ve çıkar ilişkilerine izin verilmemelidir.
Basın da bütün bunların takipçisi olmalıdır.
Ama basının gücünü güçlü kılan şey iddianın sertliği değil, bilginin doğruluğudur.
Süleyman Akbulut gibi yıllarını gazeteciliğe vermiş deneyimli bir isimden beklenen de şudur:
Öncesinde; soruşturmak, araştırmak ve teyit etmek,
Sonrasında; yayımlamak ve yorumlamak olmalı…