Aslında kayıp şehir değil de kayıplar arasında kendini arayan şehir demek daha doğru olur diye düşünüyorum.
Dünya markası olmaya aday bir kentin coğrafyada kaybolması elbet mümkün değil.
Dört mevsim gazetelerin magazin sayfalarından, televizyon programlarından eksik olmayan bir kentin yitirmeye yüz tuttuğu; tarihi, kültürel, doğal geçmişidir kaybolan!
Yeni alışveriş merkezleri, eğlence mekanları açılsa, o güzelim koylarda beton binalar dikilse de daracık sokakları, nefis ege mezeleriyle balıkçı meyhaneleri, beyaz badanalı Bodrum evleri, değirmenlerden aşağı doğru salındığınızda karşınıza çıkan enfes deniz manzarasıyla Bodrum, bir yarımada olarak her zamanki yerinde duruyor.
Her koyu ayrı güzel, her beldesi eşsiz güzellikte bu kentin; giderek kaybolan ruhunu hissedebilmek için, kendi ruhunuzda bir arınma yaşamanız gerekiyor.
Ancak o zaman; yitik umutları, ertelenmiş hayalleri, yıpranmış sevdalarından kaçıp Bodrum’a gelmiş küskün insanların, bu büyülü kentte nasıl kendilerini bir kez daha kaybettiklerini anlayabilirsiniz
Böylesine eski bir tarihe, kültürel değerlere sahip Bodrum gibi kentler, tüm bu zenginliklerinin yanında insanlarıyla asıl kimliğini bulur.
O kentte yaşayan insanlar kendi iç dünyalarında yaşadıkları çelişkiler, çatışmalar, ihanetler, çaresizlikleri de birlikte getirirler.
Bir yanda beyaz badanalı evlerin küçük balkonlarından sarkan begonviller, sayılanı her geçen gün azalan mandalina bahçeleri kadar gerçek, ama ışıltılı, eğlenceli ve bir o kadar gürültülü yaz geceleri kadar sahte Bodrum yaşamında kendini kaybeden insanlar.
Diğer yanda geleceğini arayan bir kentte, yitip gitmiş umutlarına, savrulmuş hayallerine, ertelenmiş sevdalara inat, sonu gelmez arzularına yenik düşmeden, ısrarla ve bıkmadan kendini ve çevresini yenilemeye çalışan yorgun ama inançlı insanlar.
Bir yanda Bodrum’u daha yaşanası bir kent haline getirmek için tüm enerjisini, aklını, bilgisini, birikimini meze yapıp; sevgiyle doldurduğu içkisini, dost meclisinde herkesle paylaşan, kanayan yaralarını sevgiyle saran acılı insanlar.,
Diğer yanda bu güzel şehrin, her yanı ayrı güzel bu yarımadanın tüm değerlerinin kendi değersiz egoları, kişisel hırs ve çıkarları, anlamsız kapris ve kompleksleri uğruna yok olmasına göz yuman aç gözlü, değersiz varlıklar… Ne kişisel beklentilerin o dayanılmaz cazibesine kurban edilecek, ne de kimi muhteris siyasetçilerin akıl dışı proje ve anlamsız kavgalarına heba edilecek bir şehir değil Bodrum.
Bodrum, tıpkı çocuğunu yitirmiş bir ananın yüreğinde hissettiği o anlatılmaz acının izlerini taşıdığı sokaklarında, evlerinde; tüm içtenliği, yalın sevgisiyle aşkı ve mutluluğu arayan insanların ve ekmeğinin peşinde işini, eşini, toprağını bırakıp gelmiş umarsız insanların, bir arada yaşamak zorunda olduğu çelişkilerle dolu bir kent.
Bodrum, televizyon ekranlarından fırlamış, boyalı basının orta sayfalarından ışınlanmış gibi kentin barlarına düşen, lüks yatlarda gazeteciler fark etsin diye üstsüz güneşlenen sosyete güzellerinin, holding veliahtlarının doyumsuz zevklerine meze yapılmayı hak etmeyen bir kent.
Bodrum, hiçbir özelliği, iz bırakacak, takdir edilecek tek bir başarısı olmayan, sıyası derinliği, yönetim becerisi bulunmayanlara teslim edilmeyecek kadar da önemli ve vazgeçilmez bir kent.
Bir kez gelenin aklını da bırakıp gittiği bu efsunlu kenti, yeşil doğası, mavi denizi, tarihi ve kültürel zenginlikleriyle bu eşsiz yarımadayı; ne atıklarını denize döken yerel yöneticilerin, ne koylarına çirkin yapılanı diken müteahhitlerin, ne de bunların çevresine toplanmış kan emici çıkarcıların eline, insafına, vicdanına bırakmaya kimsenin hakkı yoktur
Bir kenti yaşarken kaybetmek istemiyorsak, bu kente, Bodrum’a sahip çıkmak zorundayız. Çünkü, Bodrum’da yaşamak bir ayrıcalıktır.
İlginçtir bu makaleyi 2012 yılında Bodrum’a yeni geldiğim yıllarda yazmışım.
Eski yazılarımı karıştırırken çıktı karşıma.
Aradan geçen 15 yılda ne değişti derseniz!
Özellikle pandemiden sonra nüfus neredeyse üç katına çıktı, yazları oluşan korkunç kalabalığı saymıyorum.
Son dönemde gerçekleştirmeye çalışılan alt yapıya ilişkin kimi olumlu projeler dışında imar kirliliği, su sorunu, ulaşım, asayiş olaylarında yaşanan artış devam ediyor.
Nitelikli insan potansiyelinin böylesine yüksek olduğu bir kentte ne yazık hala bu değerli insanların bilgi ve deney birikiminden, yeteneklerinden yeterince yararlanamıyoruz.
Bodrum’un temsil noktalarında yine ve yeniden her seferinde Bodrum’dan beslenen ama yaşadığı kente en küçük bir değer katamamış mutlu bir azınlık bizleri yönetiyor.
Kadına yönelik şiddet, taciz ve istismarların en görünür yerlerinden biri olan Bodrum’da giderek uyuşturucu bağımlılığı artmakta, suç örgütleri çok daha geniş bir alanda faaliyetlerini sürdürmekte.
Konut sorununa kalıcı bir çözüm bulunamadığından bir sürgün yeri haline gelen Bodrum’dan başta kamu görevlileri olmak üzere tersine göç başladı bile.
Yerel yöneticilerin iyi niyetli çabalarına rağmen birikmiş devasa sorunların çözümü yönetişim konusunda bir statü değişikliği olmadan, özel teşviklerle desteklenmeden çözülemez ve bizler sevdayla tutkulu olduğumuz kentle birlikte kaybolup gideceğiz.
Kayıp Şehir Bodrum






