









Yıllar önce Gümbet’te sürekli alışveriş yaptığım, beni tanıyan ve sevdiğim insanların çalıştığı bir iş yerine uğramıştım. Sohbet siyasete geldi. Kemal Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanıydı ve Cumhurbaşkanlığına adaydı.
Konuşmanın bir yerinde gençlerden biri, hiç tereddüt etmeden ve büyük bir inançla şöyle dedi: “Kemal Kılıçdaroğlu bizim Piro’muzdur.” Bu söz aklımda kaldı.
Çünkü o güne kadar “Piro” sözcüğünün taşıdığı anlamın ve duygunun derinliğini bu kadar bilmiyordum. Sonradan üzerinde düşündüm, araştırdım.
“Pir”den gelen bu söz; bilgeyi, yol göstereni, güvenileni, sözüne inanılanı anlatıyordu. Yani o genç yalnızca “Kılıçdaroğlu’nu destekliyorum” demiyordu. “Ben bu insana inanıyorum.” diyordu.
İşte “Piro” sözcüğünün bütün ağırlığı burada başlıyor. Kemal Kılıçdaroğlu’na gerçekten inanmış, onu “Piro” olarak görmüş ciddi bir toplumsal kesim vardı. Adalet Yürüyüşü’nün Kılıçdaroğlu’suna inandılar. “Hak, hukuk, adalet” diyen Kılıçdaroğlu’na inandılar. Sarayın karşısında demokrasi ve halk iradesini savunduğuna inandılar. Bugün görüyorum ki asıl yanılgı tam da buradaymış.
Çünkü siyasetçinin gerçek karakterini yalnızca iktidara karşı söylediği sözler değil, kendi iktidarını kaybettiğinde demokrasi karşısında aldığı tavır gösterir. Bugün artık Kemal Kılıçdaroğlu’nun bundan sonra ne yapacağını tartışmıyorum.
Ne yaptığını görüyorum.
Söylediklerine bakıyorum.
Sustuklarına bakıyorum.
Aldığı pozisyona bakıyorum.
Ve ortaya çıkan siyasi sonuca bakıyorum.
CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel’dir. Parti iradesi kurultayda ortaya çıkmıştır. Buna rağmen bu iradenin “mutlak butlan” tartışmaları ve yargı süreçleri üzerinden ortadan kaldırılması, Kemal Kılıçdaroğlu’nun da yeniden partinin başına getirilmesi ihtimali üzerinden bir siyasi süreç yürütülmektedir.
Kemal Kılıçdaroğlu ise bu sürecin karşısına çıkmamıştır. “Ben seçilmiş iradenin yerine geçmem” diyerek kapıyı kapatmamıştır. Tam tersine, siyasi tutumu ve açıklamalarıyla kendi isminin bu senaryonun merkezinde kalmasına imkân vermiştir. Dolayısıyla benim açımdan artık ortada bir ihtimal yoktur.
Tercih yapılmıştır. Ve kanaatim kesindir: Kemal Kılıçdaroğlu, mutlak butlan üzerinden kendisine biçilen siyasi rolün dışında değil, tam içerisindedir. Bu rolün siyasi sonucu da açıktır.
Özgür Özel’in temsil ettiği seçilmiş iradeyi zayıflatmak…
CHP’yi yeniden kendi iç tartışmalarına hapsetmek…
Muhalefetin enerjisini iktidar mücadelesinden uzaklaştırmak…
Ve iktidara yürüyen CHP’nin önünü kesmek.
Bütün bunların sonucunda ortaya çıkan tablo sarayın işine yaramaktadır.
Siyasette bazen niyet tartışması gereksizdir. Çünkü sonuç ortadadır. Bir siyasi tutum CHP’yi zayıflatıyor, seçilmiş yönetimini tartışmalı hale getiriyor, muhalefetin enerjisini tüketiyor ve sarayın karşısındaki en güçlü siyasi yapının iktidar yürüyüşünü sekteye uğratıyorsa, o tutumun siyasi olarak kime hizmet ettiği de açıktır.
İşte yıllar önce Gümbet’te duyduğum o kelime bugün benim için bütün anlamını değiştiriyor:
Piro…
Piro yol gösterendir.
Yolu kesen değildir.
Piro halkın iradesine sahip çıkandır.
Seçilmiş iradenin yerine geçmek için açılabilecek hukuki-siyasi kapının önünde bekleyen değildir.
Piro demokrasi diyendir.
Demokrasiyi yalnızca kendisi kazandığı zaman hatırlayan değildir.
Piro koltuğunu kaybettiğinde bile halkın iradesine sadık kalandır.
Koltuğa yeniden dönme ihtimali doğduğunda dün söylediği demokrasi sözlerini unutan değildir.
Bu nedenle benim için “Piro” hikâyesi artık bitmiştir. Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu’nun ne yapacağını beklemiyorum. Yaptığını görüyorum.
Bir zamanlar “Hak, hukuk, adalet” diyerek kilometrelerce yürüyen siyasetçinin bugün kendi partisinin seçilmiş iradesi tartışmaya açıldığında nerede durduğunu görüyorum.
Bir zamanlar sarayın karşısında konumlanan bir liderin bugün aldığı siyasi pozisyonun sonucunun saraya yaradığını görüyorum.
Ve buradan vardığım sonuç nettir: Piro olmak başka, Piro sanılmak başka şeymiş.
Piro olmak insanların size taktığı güzel bir isim değildir.
Piro olmak bir emanettir.
O emanet güvendir.
O emanet halk iradesidir.
O emanet demokrasiye sadakattir.
Ve insanın o emaneti taşıyıp taşımadığı rahat zamanlarda değil, iktidarını ve koltuğunu kaybettiği gün anlaşılır.
Kemal Kılıçdaroğlu benim gözümde artık Piro değildir. Çünkü mesele genel başkanlığı kaybetmiş olması değildir. Mesele kaybettikten sonra nerede durduğudur.
Mesele Özgür Özel’i sevmesi ya da sevmemesi değildir. Mesele seçilmiş iradeye saygı gösterip göstermemesidir.
Bugün bir tarafta kurultay iradesiyle seçilmiş Özgür Özel ve onun liderliğinde iktidar hedefi koymuş bir CHP vardır.
Diğer tarafta ise mutlak butlan üzerinden seçilmiş parti yönetiminin değiştirilmesi ihtimali ve bu süreç sonucunda yeniden genel başkanlık koltuğuna oturması gündemde tutulan Kemal Kılıçdaroğlu vardır.
Bu tablo karşısında benim siyasi kanaatim artık tartışmasızdır:
Kemal Kılıçdaroğlu kendisine biçilen bu rolü reddetmemiştir. Aksine davranışları, söylemleri ve siyasi tutumuyla bu rolün gereğini yerine getirmektedir.
Bu nedenle yıllar önce Gümbet’te büyük bir inançla:
“Kemal Kılıçdaroğlu bizim Piro’muzdur.” diyen o genci bugün görsem artık ona “Hâlâ Piro’n mu?” diye sormam.
Kendime başka bir soru sorarım:
Biz Piro dediğimiz insanı mı yanlış tanıdık? Belki de bu hikâyenin en dramatik tarafı budur.
İnsan seçim kaybeder. Makam kaybeder. Genel başkanlık kaybeder. Bunların hepsi yeniden kazanılabilir. Ama bir insan kendisine inanmış insanların güvenini kaybettiğinde mesele artık bir koltuk meselesi değildir.
Kaybedilen Piro’luktur.
Onu ne bir kurultay geri verir, ne bir mahkeme kararı, ne de yeniden oturulacak bir genel başkanlık koltuğu. Çünkü tarih sonunda insanın kendisine ne dediğine değil, en kritik anda kimin yanında durduğuna bakar.
Bugün benim için cevap nettir: Piro sandık.
Ama Piro, halkın ve seçilmiş iradenin önüne geçen değil, en zor günde onun yanında durandır.
Ve bugün geldiğimiz yerde mesele artık “Kemal Kılıçdaroğlu Piro olmaya devam edecek mi?” değildir. Piro olmadığı ortaya çıkmıştır.
Gümbet’te yıllar önce duyduğum o tek kelimenin bende bıraktığı hikâye de böylece tamamlanmıştır: Bir zamanlar “Piro” denilen bir siyasetçi vardı.
Bugün ise geriye, o kelimeye inanmış insanların büyük hayal kırıklığı kaldı.