Cuma, Ocak 23, 2026

Çok Okunanlar

Benzer Gönderiler

Victor Hugo, Yuanmingyuan ve Oryantalizmin Sınırları

Paris’te, Place des Vosges’ta, Victor Hugo’nun evini 1996 yılında ilk kez ziyaret ettiğimde, Voltaire’in hicvi ile Napolyon’un ihtirası arasında yoğun bir Fransız edebi atmosferi hissetmeyi bekliyordum. Hugo, bir dönem Napolyon I’in hayranı olmuş ve Aydınlanma hümanizmi geleneğinde yer alan bir Cumhuriyetçiydi. Ancak, beni karşılayan ilk oda hiç Fransız değildi; Çin’e ait nesnelerle doluydu.

Şaşırmıştım. Evi 2023 yılında ikinci kez ziyaret ettiğimde, Hugo’nun 1861 yılında Pekin’deki Eski Yazlık Saray’ın (Yuanmingyuan) İngiliz-Fransız birlikleri tarafından yağmalanmasını kınayan mektubu aklıma geldi. İlk ziyaretimde, bu mektup hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Mektup, ahlaki bir protestoydu ve bu ahlaki protesto, 2023 yılında aynı odanın sessizliği içinde aklımda yankılandı.

Victor Hugo, 19. yüzyılda Avrupa’da yükselen Oryantalizm dalgasından tamamen bağımsız değildi. Oryantalizm, Doğu’yu Avrupa tüketimi için estetikleştiren ve nesneleştiren bir yaklaşımdı.

Hugo, Les Orientales (1832) adlı şiir kitabında Osmanlı’yı ve Kuzey Afrika’yı romantize etmişti. Romantik çağdaşlarının çoğu gibi, Doğu’yu yaşayan siyasal bir özne olarak değil, renklerin ve duyusallığın hâkim olduğu bir manzara olarak gördü. Edward Said’in Oryantalizm kavramı çerçevesinde eleştirdiği de tam olarak buydu: “Doğu üzerinde egemenlik kurmaya, onu yeniden yapılandırmaya ve onun üzerinde otorite tesis etmeye yönelik Batılı bir tarz.”

Hugo’nun evindeki Çin tarzı oda, 19. yüzyıl Avrupası’nda yaygın olan ve siyasi bir duruştan ziyade dekoratif bir eğilim niteliği taşıyan chinoiserie merakını yansıtır.

Yuanmingyuan’ın Yakılması
Hugo’nun protestosunun kavrayabilmek için, 1860 yılında Pekin’de ne yaşandığını anlamak gerekir.
İkinci Afyon Savaşı sırasında İngiliz ve Fransız kuvvetleri, eşitsiz antlaşmaların koşullarını dayatmak, ticari ve diplomatik haklarını genişletmek amacıyla Çin’in kuzeyini işgal etti. Müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ve Avrupalı elçilerin yakalanıp işkenceye maruz bırakılmasının ardından Britanya Yüksek Komiseri Lord Elgin, Eski Yazlık Saray olarak bilinen Yuanmingyuan’ın sistematik biçimde yok edilmesi emrini verdi.

Bu, tesadüfi bir yağma değildi. Kasıtlı bir kültürel yıkımdı. Yuanmingyuan, bahçeleri, kütüphaneleri, tapınakları ve sanatsal hazineleriyle devasa bir imparatorluk kompleksiydi. Sarayın yok edilmesi, Qing sarayını aşağılamak ve Batı’nın üstünlüğünü göstermek amacını taşıyordu. Fransız birlikleri de bu sürece katıldı ve çok büyük miktarda Çin sanatı ve hazinesi Avrupa’ya taşındı.

O dönemde sürgünde bulunan Victor Hugo, bir İngiliz subayı olan Yüzbaşı Butler’a hitaben kaleme aldığı meşhur mektubuyla bu olaya tepki gösterdi:

“Bir gün iki haydut Yazlık Saray’a girdi. Biri yağmaladı, diğeri yaktı. […] Biz Avrupalılar uygarız, Çinliler ise bizim gözümüzde barbar. İşte uygarlığın barbarlığa yaptığı budur.”

Hugo bu eylemi yalnızca bir suç olarak değil, ahlaki ve kültürel bir yüz karası olarak kınadı. Çin’i romantize etmedi. Ancak, güç asimetrisini ve emperyal gerekçelerin ikiyüzlülüğünü açık biçimde gördü.

Bu mektup bugün, emperyal şiddete maruz kalan ve Batı dışı bir uygarlıkla kurulan dayanışmanın en erken ve en net ifadelerinden biri olarak kabul edilmektedir.

İmparatorluğun Kilitlenen Limanları
19. yüzyılda Çin’in Avrupa güçleriyle karşılaşması ablukalar, eşitsiz antlaşmalar ve antlaşma limanlarının dayatılması yoluyla gerçekleşti. İngiliz ve Fransız donanmaları, Qing Çin’ini ticari ve diplomatik tavizlere zorlamak için Kanton, Tianjin ve diğer stratejik merkezleri hedef aldı.

1858 tarihli Tientsin Antlaşması ve bu antlaşmanın kısmen reddedilmesini izleyen askeri harekâtlar, Çin’in emperyal taleplere direncinin ezici bir güçle karşılık bulacağını açık biçimde ortaya koydu.

Yuanmingyuan’ın yok edilmesi, ekonomik zorlamayla kültürel boyunduruk altına almanın birleştiği geniş bir emperyal stratejinin parçasıydı. Batılı güçler yalnızca pazarlar ve ticaret yolları peşinde değildi. Cezalandırıcı şiddet yoluyla sembolik denetim de tesis ediyorlardı.

Bu emperyal ilerleyiş, 19. yüzyıl uluslararası iktisadi düzenindeki geniş bir dönüşüm bağlamında ele alınmalıdır.

İngiliz ve Fransız eylemleri, pazar erişiminin müzakere edilmediği, askeri güç yoluyla dayatıldığı yeni bir zorlayıcı serbest ticaret doktrini tarafından yönlendiriliyordu.

Afyon Savaşları sonrasında Çin’e dayatılan antlaşma limanları sistemi, Osmanlı İmparatorluğu’na ve Latin Amerika’nın bazı bölgelerine uygulanan benzer düzenlemeleri andırıyordu. Bu sistemler, Batı dışı ekonomileri küresel ticaret ağlarına asimetrik koşullar altında entegre etti. Çin, bu düzenlemelerle eşitsiz bir mübadele yapısına kilitlendi: çay, ipek ve daha sonra hammaddeler ihraç ederken dışarıdan belirlenen gümrük rejimleri altında Avrupa’nın mallarını ithal etmek zorunda kaldı.

Bu dönemde emperyalizm yalnızca formel sömürgeleştirme yoluyla işlemedi. Finansal baskı, deniz gücü ve antlaşma yükümlülükleriyle sürdürülen enformel imparatorluk biçimleri de belirleyici oldu.

Yuanmingyuan’ın yok edilmesi, münferit bir aşırılık değil, askeri zorlamayla pazar genişlemesini birleştiren ve egemenliği yükselen küresel kapitalist düzenin gereklerine tabi kılan bir iktisadi sistemin parçası olarak anlaşılmalıdır.

Hugo’nun Vicdanı ve Estetik Mesafenin Sınırları

Hugo’nun evine yeniden döndüğümüzde, Çin sanat nesnelerinin varlığı en doğru biçimde 19. yüzyıl Avrupa zevkinin genel bağlamı içinde değerlendirilmelidir. Hugo’nun “Çin salonu”, dönemin yaygın estetik anlayışını yansıtıyordu. Ancak, Doğu’ya ilgi duyan pek çok koleksiyonerin ya da hayranın aksine Hugo, hayranlık duyduğu bir kültür yok edilirken sessiz kalmadı.

Hugo’nun protestosu açıktı, duruşu tutarlıydı ve sesi, o dönemde nadirdi. Hugo, şiddeti mahkûm etti.

Hugo’nun Çin’i hiç ziyaret etmemiş olmasına rağmen bu denli güçlü bir empatiyle yazmış olması, protestosunun değerini daha da artırır. Mektubu sömürgeci şiddeti ortadan kaldırmadı. Ancak, Batı’nın üstünlüğü anlatısını, kamusal bir vicdan eylemiyle sarstı.

Bu tutumun entelektüel özgünlüğünü kavrayabilmek için, dönemin hâkim düşünce akımlarıyla kısa bir karşılaştırma yapmak faydalıdır. Max Weber, on yıllar sonra kaleme aldığı Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu (1905) adlı eserinde, Çin’i Konfüçyüsçü değerler ve akrabalık bağları nedeniyle rasyonel kapitalizme yapısal olarak elverişsiz bir toplum olarak tasvir etti. Bu, görsel ya da şiirsel değil, analitik ve hiyerarşik bir entelektüel Oryantalizm biçimiydi.

Hugo ise Doğu’yu patolojikleştirmedi. Uygarlıkları açıklamak ya da sıralamak için değil, yıkım karşısında ahlaki sorumluluğu teyit etmek için yazdı.

Not: Bu yazı, Arda Tunca’ya ait Demos (www.ardatunca.net) adlı sitede yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Haberler