









Dün akşam Arena Haber TV’de, gazeteci-yazar Ayhan Ongun’un moderatörlüğündeki “Açık Görüş” programında, eğitimci-yazar Hüseyin Anıl ile birlikte “Yeni Nesil Siyaset” üzerine konuştuk.
Dün akşam Arena Haber TV’de, gazeteci-yazar Ayhan Ongun’un moderatörlüğündeki “Açık Görüş” programında, eğitimci-yazar Hüseyin Anıl ile birlikte “Yeni Nesil Siyaset” üzerine konuştuk.
Örgütlenmeden aday belirlemeye, parti içi demokrasiden delege sistemine, liyakatten siyasi etiğe kadar birçok başlığı tartıştık.
Ancak bütün bu tartışmaların gelip birleştiği temel bir soru vardı:
Siyasetin gerçek sahibi kim olacak?
Dar kadrolar mı, genel merkezler mi, delege grupları mı?
Yoksa doğrudan doğruya üyeler ve halk mı?
Bana göre yeni nesil siyasetin özü tam da bu sorunun cevabında yatıyor.
Türkiye’de siyasi partiler uzun yıllardır büyük ölçüde merkeziyetçi bir anlayışla yönetiliyor.
Delege sistemi zaman içerisinde yalnızca bir temsil mekanizması olmaktan çıkarak parti içindeki güç ilişkilerinin belirleyicilerinden biri haline geldi.
İlçe kongrelerinden il kongrelerine, genel merkez yönetiminden milletvekili ve belediye başkanlığı adaylıklarına kadar uzanan bu yapı, siyasi gücün giderek yukarıda toplanmasına yol açtı.
Bunun sonucunda sıradan parti üyesinin karar mekanizmalarındaki etkisi zayıfladı.
Üye çoğu zaman yalnızca aidat ödeyen, seçim zamanı sandığa çağrılan ve mitinglere katılması beklenen kişi haline geldi.
Oysa demokrasi yalnızca ülkeyi yönetenlerin seçimle belirlenmesi değildir.
Demokratik bir ülke istiyorsak önce demokratik siyasi partiler yaratmak zorundayız.
Yeni nesil siyasetin kırılma noktası tam da buradadır.
Özgür Özel’in ortaya koyduğu yeni siyaset anlayışında benim en fazla önemsediğim konu, siyasi gücün tabana indirilmesidir.
İlçe başkanını üye seçmeli.
İl başkanını üye seçmeli.
Genel başkanı üyeler seçmeli.
Belediye başkanı, milletvekili ve belediye meclis üyesi adaylarının belirlenmesinde de üyenin iradesi esas olmalıdır.
Çünkü belirlenmesine doğrudan katıldığı adaya üye çok daha güçlü biçimde sahip çıkar.
Üyeyi karar süreçlerinin dışında bırakırsanız aidiyeti zayıflatırsınız.
Karar süreçlerinin içine alırsanız onu siyasetin seyircisi olmaktan çıkarıp öznesi haline getirirsiniz.
Yeni nesil siyasetin en önemli cümlelerinden biri bana göre şudur:
Üye artık seyirci değil, karar vericidir.
Ancak yalnızca “ön seçim yapacağız” demek yeterli değildir.
Ön seçime kimlerin katılabileceğinin demokratik, objektif ve önceden belirlenmiş kriterleri bulunmalıdır.
Bir kişinin toplumsal mücadeledeki geçmişi, mesleki birikimi, eğitimi, parti çalışmalarına katkısı, sivil toplum örgütlerindeki faaliyetleri ve siyasi etik anlayışı dikkate alınmalıdır.
Bunlar kişiye göre değiştirilen ölçüler değil, tüzükte açıkça tanımlanmış kurallar olmalıdır.
Çünkü liyakat ile demokrasi birbirinin alternatifi değildir; birbirini tamamlar.
Önce herkes için eşit ve objektif kriterler, ardından üyelerin özgür iradesiyle sandık…
Sağlıklı aday belirleme yönteminin temeli budur.
Yeni nesil siyasetin önemli unsurlarından biri de dönem sınırıdır.
Aynı insanların yıllarca milletvekilliği, belediye başkanlığı veya parti yöneticiliği yaptığı bir sistem zaman içerisinde kendi siyasi sınıfını yaratır.
Oysa siyaset bir meslek değil, topluma hizmet aracıdır.
Bu nedenle üç dönem gibi makul dönem sınırları siyasetin önünü açar; yeni insanların, gençlerin, kadınların ve farklı toplumsal kesimlerin yönetime katılmasını kolaylaştırır.
Başarının olduğu gibi başarısızlığın da siyasi bir karşılığı bulunmalıdır.
Seçimi kaybeden, başarısız olan veya verdiği sözleri yerine getiremeyen yönetici hesap verebilmelidir.
Hesap vermeyen siyaset zaman içerisinde halka yabancılaşır.
Yeni nesil siyaseti yalnızca seçim yöntemlerinden ibaret görmek de eksik olur.
Mahalle meclisleri, ilçe meclisleri ve il meclisleri kurulmalı; bunlar göstermelik danışma yapıları değil, gerçek yetki ve sorumluluk taşıyan mekanizmalar haline getirilmelidir.
Bir kentin sorununu en iyi o kentte yaşayan insanlar bilir.
Bir mahallenin sorununu da en iyi o mahallede yaşayanlar bilir.
Dolayısıyla siyaset Ankara’dan mahalleye doğru emir veren bir mekanizma olmaktan çıkmalı; mahalleden başlayarak Ankara’ya ulaşan bir irade zincirine dönüşmelidir.
Bu, kolektif aklın siyasete taşınmasıdır.
Yeni siyaset aynı zamanda etik siyasettir
Demokrasiyi yalnızca sandığa indirgemek de doğru değildir.
Yeni nesil siyaset, yeni bir siyasi etik anlayışına ihtiyaç duyar.
Siyasetçi iş takipçisi olmayacak.
Kamu görevini kişisel çıkarı için kullanmayacak.
Akrabalık, hemşerilik, arkadaşlık ve yakınlık liyakatin önüne geçmeyecek.
Siyasi makamlar kişisel kariyer basamağına dönüştürülmeyecek.
Bunun için siyasi etik ilkeleri temenni olmaktan çıkarılarak kurumsal güvenceye kavuşturulmalıdır.
Yeni parti’de örgütlenmeden iktidar hedefine
Programda Yeni Parti’nin Muğla’daki örgütlenme sürecini de değerlendirdik.
Muğla’nın 13 ilçesinde örgütlenme çalışmalarının tamamlanması ve il yönetiminin oluşturulması önemli bir aşamadır.
Ancak bundan sonraki hedef yalnızca başka partilerden gelecek insanları beklemek olmamalıdır.
Bugüne kadar hiçbir siyasi partiye üye olmamış yurttaşlara da ulaşmak zorundayız.
Çünkü yeni bir parti yalnızca eski yapıdan ayrılanların buluştuğu adres olarak kalırsa gerçek anlamda yeni olamaz.
Yeni siyaset, yeni insanları siyasete kazandırabildiği ölçüde büyür.
Enerjimizi eski yapılarla bitmeyen tartışmalara harcamak yerine yeni örgütlenmeyi büyütmeye, toplumun farklı kesimlerine ulaşmaya ve iktidar seçeneğini güçlendirmeye yöneltmeliyiz.
Asıl önemli nokta burasıdır.
Üyenin ilçe başkanını, il başkanını ve genel başkanı doğrudan seçtiği; adayların liyakat kriterlerinden geçerek üyelerin önüne çıktığı; dönem sınırlarının bulunduğu; mahalle, ilçe ve il meclislerinin gerçekten çalıştığı; siyasi etiğin kurumsallaştığı bir model hayata geçirilebilirse bunun etkisi yalnızca Yeni Parti ile sınırlı kalmayacaktır.
Diğer siyasi partilerin üyeleri de kendi partilerine şu soruyu sormaya başlayacaktır:
“Onların üyesi genel başkanını seçebiliyorsa ben neden seçemiyorum?”
İşte gerçek dönüşüm burada başlar.
Bir partide başlayan demokratikleşme diğer siyasi partiler üzerinde de demokratikleşme baskısı yaratır.
Bu nedenle yeni nesil siyaseti yalnızca bir parti projesi olarak değil, Türkiye siyasetinin demokratikleşmesine yönelik bir paradigma değişikliği olarak görüyorum.
Paradigma değişikliği yalnızca isimlerin değişmesi değildir.
Eski sistemin aktörlerini değiştirip aynı sistemi sürdürüyorsanız yeni siyaset yapmıyorsunuz demektir.
Gerçek değişim;
Merkezden tabana,
delegeden üyeye,
atamadan seçime,
sadakatten liyakate,
kişisel güçten kolektif akla,
sınırsız siyasi kariyerden dönem sınırına,
kapalı kapılardan şeffaflığa,
itaatten hesap verebilirliğe geçiştir.
Özgür Özel’in dile getirdiği yeni nesil siyaset anlayışının tarihsel önemi burada yatıyor.
Elbette bunun önünde direnç olacaktır.
Çünkü gücü merkezden alıp üyeye verdiğiniz her reform, mevcut güç ilişkilerini değiştirir. Delege düzeninden, kapalı karar mekanizmalarından ve merkezi yapılardan güç alanların değişime direnmesi şaşırtıcı değildir.
Bu nedenle yeni nesil siyasetin gerçek sınavı söylem değil, uygulama olacaktır.
Söylenenler tüzüğe girmeli.
Tüzük kurala dönüşmeli.
Kurallar kişilere göre değişmemeli.
Ve kişiler değişse bile demokratik sistem yaşamaya devam etmelidir.
Çünkü kişiler geçicidir.
Demokratik kurumlar kalıcı olmalıdır.
Türkiye’nin yalnızca yeni siyasetçilere değil, yeni bir siyaset düzenine ihtiyacı var.
Eğer bunu başarabilirsek mesele yalnızca yeni bir partinin yükselişi olmayacaktır.
Mesele, Türkiye’de siyasetin gerçek sahibinin yeniden belirlenmesi olacaktır.
Siyasetin sahibi delege ağları, genel merkez koridorları veya dar kadrolar değil; üyeler ve halk olacaktır.
İşte benim anladığım Yeni Nesil Siyaset budur.