Cuma sabahı telefonumun sesi, felaket sirenini andırıyordu. Evde zil olmadığı için, Zalimcan mecburen arayarak haber verdi. Kapıyı açtığımda karşımda, sudan çıkmış kedi gibi sırılsıklam bir halde duruyordu. İçeri girip kendine gelmesi neredeyse bir saati buldu.
Meteorolojinin günler öncesinden turuncu kodla uyardığı yağış ve fırtına, Perşembe gecesinden itibaren zaten kendini göstermeye başlamıştı. Cuma sabahına geldiğimizde ise deniz kahverengiye, gökyüzü siyaha dönmüştü. Yollar göle döndü, araçlar mahsur kaldı, işletmeler ve kot altındaki evler bir kez daha sel sularıyla mücadele etti.
Oysa sel ve taşkınlar Bodrum’un alın yazısı değil. “Bodrum’un fıtratı” hiç değil. Doğru ve akıllı planlama, kaliteli mühendislik ve kararlı yönetimle, bu tabloyu değiştirmek mümkün. Çünkü mesele sadece suyu yönetmek değil, Bodrum’da geleceği yönetmek artık.
Her şeyin odağında, doğru kararların verildiği imar planları ile bu kararların hayata geçirilmesi ve korunması var. Taşkın riski olan alanlara yapı izni verilmesi, trajik sonuçlara yol açıyor. Bodrum’un ihtiyaç duyduğu şey; teknik gerekçeleri esas alan, siyasi değil bilimsel bir planlama yaklaşımı.
Sadece Bodrum’da değil, Türkiye’nin birçok coğrafyasında bu sorunla karşı karşıya kalınıyor. 2021’de Bozkurt’ta (Kastamonu) yaşanan sel felaketinde 80 canımızı kaybettik. Karadeniz’de Zonguldak’tan Arhavi’ye kadar, aynı sorun yaşanıyor. 2023’de Şanlıurfa’da yaşanan taşkınlarda, can kayıplarından başka pert olan araçların ve evlerin neden olduğu maddi kayıplar can yakıcı.
Yaşanan maddi kayıpların dışında sigorta şirketlerinin açtığı tazminat davalarının sonucunda, başta belediyeler olmak üzere bir dizi kamu idaresi, milyarlarca Türk Lirası ceza ödemeye mahkum oluyor. Yazık bunca paraya! Akıllanıyor muyuz?…
Susuz bir coğrafyada yağmur yağmayınca klima suyuyla yıkanıp, yağmur yağınca da sel sularında sörf yapmak, çok enteresan bir yaşam biçimi. Halbuki yağmur sularının hızla aktığı yerlerde, nasıl yapılacağı belli olan mühendislik yapılarıyla bu suları tutup kontrol edebilsek, hem yağışın neden olduğu yıkıcı etkilerden arınabilecek, hem de biriktirdiğimiz yağmur sularından faydalanabileceğiz.
Zalimcan bunları anlatırken cebinden bir dosya çıkarıp başladı anlatmaya. “Bak kardeşim, senin kent yöneticilerin Hollanda ve Çin’deki sel kontrolü ve akıllı kent uygulamalarını incelese, sonra gelip Söke’deki Kisir Çayı Sel Kontrol Uygulaması, Kestel (Bursa) Sel Kontrol Uygulaması, Kelkit (Gümüşhane) Yılanlı Sel Kontrol Uygulaması gibi örnekleri görse, Çin’de uygulanan “Sünger Kent Projesi”ni önüne koysa, sonra da bu örnekler üzerinden Bodrum kentinin dijital alanda “yeni bir ikizini” oluşturup, bütün doğa olaylarını uyaran sistemleri/sensörleri bu alana eklese ve önlemleri buna göre alsa kötü mü olur? En azından sel ve taşkın sürecinde nerelerde sorun olduğunu ve bu sorunun hangi müdahalelerle giderilebileceğini projelendirir ve adım adım uygular”.
Gel de Zalimcan’a hak verme. Ama derelerimizin üstünü kapatıp yol ve otopark, hatta bina yaparsak; su akış hakkını, yaşam alanlarımıza girerek alacaktır elbet. Yağmur suyu ve kanalizasyon hatlarını birbirinden ayırmazsak, Bodrum’un dar sokaklarında kuyu tipi drenajlar, drenaj kanalları ve bölgesel depolama alanları yapmazsak, kritik noktalara yüksek kapasiteli ızgara ve kılçık sistemleri kurmazsak, kayıp hanemiz daha çok zarar yazacaktır. Yoksa her selde ve doğa olayında sürekli çizmeleri giyip “sahadayız” demek zorunda kalacağız. Sahadayız da, sonuç?…
Bu arada; Bodrum yollarına binlerce ton asfalt dökmek de övünülecek bir şey değil biliyorsunuz değil mi? Yağmurun doğal şekilde süzüleceği toprak yüzeyleri, bina ve asfaltla kapatırsanız, yazın sıcağı katlanarak yüzünüze vurur, kışın yağmurları da kucağınızda birikir.
Kapalı dereleri açmak için projeler geliştirmezseniz, ıslah edilmiş ama tıkanan kesitleri genişletmezseniz, otoparklarda ve parklarda yeşil ızgaralı çim blok uygulamalarını teşvik etmezseniz, parsel bazında “yağmur hasadı” zorunluluğunu imar durumlarına yazmazsanız, daha çok çizme eskitirsiniz de Bodrum, hala selle boğuşmayı “kader” zanneder.
Hadi bakalım önce şu Bodrum’un “taşkın riski haritasını” sosyal medyanızda bir yayımlayın. Bu taşkın alanlarında nasıl bir yapılaşma olduğunu ve su akışına nelerin engellediğini şöyle güzel bir görselle halkın önüne koyun. Riskin yüksek olduğu yerlerde SMS üzerinden erken uyarı sistemi, yağış sensörleri, seviye ölçerler ve taşkın kameralarını yerleştirin hele. Sel kapanlarını, dere kenarlarındaki tampon yeşil (doğal) alanları, su tutucu peyzaj uygulamalarını, kritik bölgelere yapılması gereken otomatik bariyer sistemlerini bir projelendirin de biz de görelim yerel hizmet nasıl olur.
Zalimcan sohbetin sonunda; “Bodrum’un yerel hizmetleri çizmeyle değil, akılla ve akıllı kent uygulamalarıyla bir değer taşır. Atarlı birileri konuşursa halimiz nice olur diye dertlenmeyen yöneticilere ihtiyacınız var. Önemli günleri anmakla ve fotoğraf vermekle sorunlar çözülmez” dedi. Doğrusu ne diyeceğimi bilemedim.
Asıl; “herkes görüyor da, kimseyi kızdırmamak için susuyor ya, ben de buna şaşıyorum” deyince yüzüm yere düştü.



