İran’da 28 Aralık’tan bu yana başlayıp ülke geneline yayılan protestolar, ekonomik krizle tetiklenerek kısa sürede rejim karşıtı bir harekete dönüştü.
Bu sürecin siyasal ve ekonomik analizlerini, elbette bu alanın uzmanlarına bırakmak istiyorum.
Ben başka bir yere takıldım.
Algıda seçicilik belki de…
Direnen kadınların fotoğraflarına.
Mahsa Amini’yi hatırlıyorum yeniden.
Yüreğime oturan yok oluşunu..
O gün kalbime çöken ağırlık hâlâ geçmedi.
İranlı kadınlar “saç yoksa günah da yok” dedi.
Ve saçlarını kestiler.
Simsiyah saçlardan bayraklar yaptılar.
O bayrak hala içimde geçmeyen sızı.
Çünkü saç kesmek, birçok kültürde yalnızca kişisel bir karar değildir.
Baskıya, ölüme, acıya karşı kadim bir direniş biçimidir.
Yasla, isyanla,acıyla inkâr edilen varoluşla ilgilidir.
Tıpkı rejim liderlerinin fotoğraflarını ateşe verip, o ateşle sigara yakan rejim karşıtı kadınlar gibi…
Küçük görünen ama büyük anlamlar taşıyan bir meydan okuma bu.
Bir kibrit çöpü kadar sessiz, ama bir rejimi rahatsız edecek kadar güçlü.
Ve tam burada zihnim beni bir film karesine götürüyor. Parazit filminin benim için en ikonik sahnesine…Yıllar geçti sahne sımsıcak hafızamda.. Çünkü orada da, tıpkı İranlı kadınlarda olduğu gibi,
her şeyin kaybedildiği yerde başlayan bir başkaldırı var.
Filmde Ki-jung, lağımı patlamış bir evin içinde, klozetin üstüne oturur ve sakin sakin sigara içer.
Her şey kir, sefalet ve umutsuzluk içindeyken…
Nasıl bir direnişti o.
Nasıl bir başkaldırıydı bodrum katta; boğazına kadar sefalete, görünmezliğe, yok sayılmaya batmışken, başı dimdik yakılan o sigara.
O an sigara bir alışkanlık değildir.
Bir keyif hiç değildir.
O sigara, “Beni daha fazla aşağılayamazsın” deme hâlidir.
Bir nefeslik özgürlük ilanıdır.
Ben başkaldıran kadını seviyorum.
Bağırıp çağırarak değil;
tek bir hareketiyle dünyayı yerinden oynatan kadınları…
Dayatılanı değil, hakkını seçenleri…
Sessizliğiyle sistemi titretenleri…
İran sokaklarında kesilen saçlarla, bodrum katta yakılan o sigara arasında güçlü bir bağ var bende .
Kirle çevrili ama teslim olmayan bir beden.
Suskun ama boyun eğmeyen bir duruş.
Ve tarihe kalan o an…Dayanışma ve umutla hoş ve mutlu kalın






