









Lüleburgaz mitingi, son dönemde muhalefet cephesinde ortaya çıkan en önemli siyasal göstergelerden biri olarak değerlendirilmektedir.
Miting alanında gençler, kadınlar, emekliler, CHP’nin kurmay kadroları, milletvekilleri ve parti örgütleri omuz omuza görüntü vermiştir. Uzun zamandır görülmeyen ölçüde güçlü bir dayanışma ve birliktelik atmosferi oluşmuştur.
Sahadaki tablo açık bir gerçeği ortaya koymaktadır: CHP tabanının ve değişim isteyen geniş toplumsal kesimlerin önemli bölümü Özgür Özel etrafında kenetlenmiştir.
Ali Mahir Başarır başta olmak üzere CHP’nin değişim kadrolarının halkla kurduğu ilişki ve gördüğü ilgi, bu sürecin yalnızca örgütsel değil aynı zamanda toplumsal bir karşılığının bulunduğunu göstermektedir.
Bugün CHP’nin gerçek gücü yalnızca genel merkez binalarında değil, meydanlarda ve halkın içerisinde şekillenmektedir.
***
Biriken Toplumsal Öfke Ve Muhalefetin Tarihsel Sorumluluğu
Türkiye’de yalnızca ekonomik kriz değil, aynı zamanda ciddi bir demokrasi ve hukuk krizi yaşanmaktadır.
İşçiler, emekliler, gençler, kadınlar ve toplumun geniş kesimleri ağır bir geçim sıkıntısı içerisindedir.
Bu nedenle AKP iktidarına ve mevcut rejime karşı ciddi bir toplumsal tepki ve değişim isteği birikmiştir.
Ancak siyasal mücadele yalnızca öfkeyle yürütülemez.
Bugün muhalefetin önündeki en büyük görev, bu enerjiyi doğru yönlendirmek, örgütlemek ve siyasal dönüşüme dönüştürebilmektir.
Aksi halde iktidarın yeni operasyonlar, yeni mühendislik hamleleri ve yeni kutuplaştırma stratejileri geliştirmesi kaçınılmazdır.
Muhalefetin başarısı, öfkeyi örgütlü güce dönüştürebilmesine bağlıdır.
***
Mutlak Butlan Yönetimi Ve Kurultaydan Kaçış Tartışmaları
CHP içerisinde yaşanan mutlak butlan süreci artık yalnızca hukuki değil, doğrudan siyasi bir mesele haline gelmiştir.
İl başkanları, eski milletvekilleri, geçmiş dönem yöneticileri, belediye başkanları ve delegeler kurultayın toplanması gerektiğini açıkça ifade etmektedir.
Türkiye’nin dört bir yanında basın açıklamaları yapılmış, imzalar toplanmış, kurultay çağrıları yükselmiştir.
Buna rağmen kurultayın hâlâ toplanmaması ciddi soru işaretleri yaratmaktadır.
Bir yandan yöneticiler görevden alınmakta, yeni görevlendirmeler yapılmakta, siyasi tasarruflar kullanılmakta; diğer yandan partinin en yüksek karar organı olan kurultaydan kaçınılmaktadır.
Bu nedenle birçok siyasal gözlemci mevcut yönetimin temel hedefinin kurultayı toplamak değil, süreci uzatmak olduğu görüşünü dile getirmektedir.
***
Kılıçdaroğlu Çizgisine Yönelik Eleştiriler Ve Akp İle Paralelleşme Tartışmaları
Muhalif çevrelerde en sert tartışmalardan biri Kemal Kılıçdaroğlu ve çevresine yönelik eleştiriler etrafında şekillenmektedir.
Bu çevrelerin değerlendirmesine göre bugün ortaya çıkan tablo, AKP’nin CHP üzerinde kurmaya çalıştığı siyasal etkinin önünü açmaktadır.
Kurultayın toplanmaması, değişim iradesinin engellenmesi ve seçilmiş yönetimin tartışmalı yöntemlerle etkisizleştirilmeye çalışılması; AKP’nin siyasal hedefleriyle paralel sonuçlar doğurmaktadır.
Bu nedenle çok sayıda siyasetçi, akademisyen ve kanaat önderi, Kılıçdaroğlu çizgisinin fiilen AKP’nin işine yarayan bir pozisyona sürüklendiğini ifade etmektedir.
Eleştirilerin merkezindeki soru şudur:
47 yıl sonra Türkiye’nin birinci partisi haline gelen CHP neden kendi değişim iradesini durdurmaya çalışmaktadır?
Bu soruya henüz ikna edici bir yanıt verilebilmiş değildir.
***
Yeni Parti Mi, Yeni Hareket Mi?
Son dönemde siyasi kulislerde en çok konuşulan başlıklardan biri de yeni parti ve yeni hareket tartışmalarıdır.
Bir görüşe göre CHP içerisindeki mevcut yapı kurultayı gerçekleştirmeyecek ve süreci sürekli erteleyecektir.
Bu nedenle enerjinin CHP içindeki mücadelede tüketilmemesi, yeni bir siyasi oluşuma yöneltilmesi gerektiği savunulmaktadır.
Başka bir görüş ise sorunun yalnızca CHP sorunu olmadığını ifade etmektedir.
Bu değerlendirmeye göre AKP rejimi yalnızca siyasi partileri değil; sendikaları, demokratik kitle örgütlerini, medyayı, üniversiteleri ve birçok toplumsal alanı kendi etkisi altına almaya çalışmaktadır.
Dolayısıyla ihtiyaç duyulan şey yalnızca yeni bir parti değil, demokrasi, laiklik, hukuk devleti ve özgürlükler temelinde yükselecek geniş bir toplumsal muhalefet hareketidir.
Bu hareketin sosyal demokratları, sosyalistleri, demokratları, gençleri, kadınları, emek örgütlerini ve otoriterleşmeye karşı duran tüm toplumsal kesimleri kapsaması gerektiği ifade edilmektedir.
***
A Planı: Kurultay
B Planı: Yeni Siyasal Oluşum
Bugün değişim hareketinin önündeki temel hedef CHP’yi yeniden kurultaya taşımaktır.
Bu nedenle 26 Temmuz’a kadar tüm demokratik, siyasi ve hukuki yolların kullanılması gerektiği görüşü hakimdir.
Ancak kurultayın gerçekleşmemesi halinde yeni bir siyasi oluşum seçeneğinin masada olduğu da açıkça konuşulmaktadır.
Bu nedenle mevcut mücadele iki ayak üzerinde yürümektedir:
A Planı: CHP’yi yeniden kurultaya götürmek ve parti içi demokrasiyi işletmek.
B Planı: Kurultayın engellenmesi halinde yeni bir siyasi hareket veya yeni bir parti seçeneğini hayata geçirmek.
***
Sonuç
Türkiye siyasetinin önündeki temel mesele artık yalnızca CHP’nin iç meselesi değildir.
Tartışma; demokrasi mi otoriterleşme mi, halk iradesi mi vesayet mi, değişim mi statüko mu sorularına dönüşmüştür.
Lüleburgaz meydanında ortaya çıkan tablo ise önemli bir gerçeği göstermektedir:
Toplumsal meşruiyet, değişim talebi ve mücadele iradesi hâlâ güçlüdür.
Önümüzdeki süreçte belirleyici olacak olan ise bu enerjinin ne kadar örgütlü ve ne kadar kararlı bir siyasi hatta dönüştürülebileceğidir.