









Abdulkadir Sevindik, Arda Tunca’nın Bodrum’daki sunumundan Ahmet Aras’ın istifa kararına uzanarak siyasi etik ve seçmene açıklama sorumluluğunu sorguluyor.
Geçtiğimiz Cuma akşamı katıldığım etkinlikte, insanlığın son 250 yılı gözümün önünden bir film şeridi gibi geçti dersem yerinde olur.
Labris Düşünce Derneği’nin düzenlediği, Dr. Murat Özyaba’nın moderatörlüğünü yaptığı buluşmanın konuğu Arda Tunca’ydı. Bodrum Ticaret Odası toplantı salonundaki sunum, bilginin lezzetini iliklerime kadar hissettiğim buluşmalardan biri oldu.
Bir buçuk saat süren sunumda Tunca’nın, bilginin yanında entelektüel kimliğiyle sanat ve felsefe kumaşıyla konuya giydirdiği yorumları yüksek oranda tatmin yarattı.
Hatta yazının başlığının “Dikkat Arda Tunca: Yüksek Oranda Bilgi İçerir” diye yayınlama konusunda gittim geldim.
Sevgili Tunca insanın, insanlığı ekonomi marifetiyle nasıl esir alabildiğini; siyasetçilerin, iş insanlarının ve iktisatçıların bu süreçte üstlendikleri rolleri kronolojik bir sıralamayla önümüze koydu.
Tunca’yı dinlerken, Türkiye’nin son 75 yılda kuruluş değerlerinden nasıl uzaklaştığını da düşündüm. Bugün yaşadıklarımızı anlamak için geçmişte alınan kararların, kurulan ilişkilerin ve yapılan tercihlerin izini sürmek gerekiyor.
Malum, sebebi olmayan sonuç yok yaşamda..
Sen çok yaşa Arda Tunca…
“Piyasanın Gölgesinde Demokrasi” başlıklı sunumdan benim çıkardığım sonuç şu oldu: Ekonomik gücün siyaseti belirlediği yerde, halkın iradesinin ne kadar karşılık bulduğunu yeniden sorgulamak gerekiyor.
Konuya ilgi duyanlar, Tunca’nın değerlendirmesine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilir:
Piyasanın Gölgesinde Demokrasi
***
Biz salonda ekonomik gücün siyaset üzerindeki etkisini dinlerken, dışarıda siyasetin dalgalanmaları, salvoları ve çalımları devam ediyordu.
Sunum çıkışı, sessize aldığım telefonuma baktığımda karşıma düşen haberlerden biri de şuydu:
Ahmet Aras CHP’den istifa etti!
Hızlıca açıklamaya ulaştım..
Salonda dinlediklerimin ardından yaşadığım bu gelişme, şu soruyu getirdi aklıma. Bir siyasetçi, aldığı kararı hangi ilkelerle açıklamalı?
Türk siyaseti bugünlerde, politik pragmatizm (faydacı politika) ve reel politik (koşullara göre politika) konusunda Süleyman Demirel’i bile cebinden çıkaracak örnekler üretiyor.
Faydayı gözetmek, değişen koşullara göre karar almak siyasetin içinde var. Bunu tümüyle yok sayamayız.
Ancak tam da burada sorulması gereken bir soru var..
Kimin faydası?
Vatandaşın mı, kentin mi, partinin mi, yoksa makamı kullananın mı?
Koşulların değiştiği söyleniyorsa, neyin değiştiğini de anlatmak gerekir. Dün savunulanla bugün yapılan arasındaki farkın seçmen açısından bir açıklaması olmalı.
Çünkü vatandaş, yalnızca son kararı duymak istemiyor. O karara nasıl gelindiğini de bilmek istiyor.
***
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, CHP’den ayrılma gerekçesini, şahsı üzerinden yürütülen siyasi tartışmaların kent için yapılan çalışmaların önüne geçmesiyle açıkladı. Görevini bağımsız olarak sürdüreceğini de sosyal medya sayfası X üzerinden paylaştı.
Bu açıklamayı duyan seçmenin devamını sorması da hakkıdır.
Hangi tartışmalar, hangi hizmetlerin önüne geçti? Partiden ayrılmak bu engelleri nasıl ortadan kaldıracak? Bundan sonra hangi ilkeler üzerinden yol alınacak?
Sayısı artacak soruların yanıtı, alınan kararın kendisi kadar önemlidir.
Aras’ın kararı üzerinden sorduğum soru, siyasi tercihini değiştiren herkes için geçerli.
Bir insanın düşüncesi de siyasi tercihi de değişebilir. Ömür boyu aynı yerde durmak, tutarlılığın tek başına ölçüsü olamaz.
Ama seçilmeden önce söylenen sözler, seçildikten sonra yok olmuyor.
Kullanılan makam ve mevkilerin millet adına emanet edildiği gerçeği de değişmiyor.
Vatandaşın “Sen hangi Ahmet’sin, hangi Mehmet’sin, hangi Ali’sin, hangi Veli’sin?” diye sormasının nedeni biraz da bu..
Kendisinden oy isterken konuşan insanla, o yetkiyi kullanırken karar alan insan arasında nasıl bir bağ kaldığını anlamaya çalışıyor.
Başkan Aras, Muğla’da yerel yönetimin en tepe noktasının temsilcisidir. Haliyle aldığı kararın çıkaracağı ses de yüksek olacaktır.
Bu sesin içinde eleştiri de olacak, destek de, soru da..
Makamı üstlenmenin sorumluluğu, bunları dinlemeyi ve yanıtlamayı da kapsıyor.
***
Arda Tunca’yı dinlerken düşündüğüm meseleye dönüyorum.
Ekonomik gücün siyaseti şekillendirmesini sorgularken, siyasi kararların hangi çıkarlara hizmet ettiğini sormadan geçemeyiz. Aras’ın kararına ilişkin sorduğum sorular da bu sorgulama hakkının bir parçası.
Bir kararı yalnızca bizim tarafımızdan biri aldı diye doğru, karşı taraftan biri aldı diye yanlış kabul edersek, sorgulama işini baştan bırakmış oluruz.
Sonra da ilkelerin neden bu kadar kolay unutulduğuna şaşırırız.
***
Son söz:
Koşullar değişebilir, koşullarla birlikte insanın düşüncesi de…
Ama seçmene verilen sözün ve kullanılan yetkinin bir açıklama sorumluluğu vardır.
Faydacı ve değişen koşullara göre yapılan siyaset, ilkelerden vazgeçmenin gerekçesi yapıldığında, etik değerlerden arınmış siyasete uygun bir elbiseye dönüşüyor.
O elbiseyi giyenlerin kendilerini nasıl tarif ettiklerinden önce, vatandaşın karşısına hangi gerekçelerle çıktıklarına bakalım ve soralım…
Değişen koşullar mı, yoksa o koşullarda korumamız gereken ilkeler mi?