Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü.
Birçok yerde çiçeklerin verildiği, kutlama mesajlarının yazıldığı bir gün gibi görülse de aslında 8 Mart; tarih boyunca emeği, özgürlüğü ve eşitliği için mücadele eden kadınların direniş günüdür.
Kadınların tarihi yalnızca evlerin içinde yazılmadı.
Fabrikaların dumanlı bacalarında, meydanlarda, barikatlarda ve düşünce dünyasında yazıldı.
yüzyılda Amerika’da tekstil fabrikalarında çalışan kadın işçilerin daha iyi çalışma koşulları için başlattığı grevler, kadın mücadelesinin modern tarihindeki önemli dönüm noktalarından biri oldu. Bu mücadele yalnızca ücret meselesi değildi; insanca yaşama hakkının mücadelesiydi.
O mücadele zamanla dünya çapında bir bilinç yarattı.
Bu bilinç, tarihin akışına yön veren büyük kadın düşünürleri ve devrimcileri ortaya çıkardı.
Bu isimlerden biri de kuşkusuz Rosa Luxemburg’dur.
Rosa Luxemburg yalnızca bir siyasetçi değildi.
O, özgürlük fikrinin en güçlü savunucularından biriydi.
Onun şu sözü bugün hâlâ insanlığın vicdanında yankılanır:
“Özgürlük her zaman farklı düşünenin özgürlüğüdür.”
Luxemburg’un hayatı, düşünceleri uğruna bedel ödeyen bir devrimci kadının hikâyesidir. Hapishaneler, sürgünler ve sonunda bir suikast… Ama fikirleri öldürülemedi.
Çünkü fikirler kurşunlarla yok edilemez.
Dünyada Clara Zetkin gibi, Türkiye’de Behice Boran gibi kadınlar; emeğin, eşitliğin ve özgürlüğün sesi oldular. Onlar yalnızca siyaset yapan kadınlar değil, aynı zamanda emekçi halkların hak mücadelesinde ön saflarda yürüyen devrimci kadınlardı.
Tarih boyunca Clara Zetkin’den Alexandra Kollontai’ye, Halide Edip’ten Türkan Saylan’a kadar birçok kadın yalnızca kendi hayatlarını değil, toplumların kaderini değiştiren mücadeleler verdi.
Bugün geldiğimiz noktada kadınların elde ettiği hakların hiçbiri kendiliğinden kazanılmadı.
Seçme ve seçilme hakkı, eğitim hakkı, çalışma hakkı, eşit yurttaşlık hakkı…
Hepsi uzun mücadelelerin sonucudur.
Bu nedenle 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yalnızca bir “kutlama günü” değildir.
Aynı zamanda bir hatırlatma günüdür.
Kadınların hâlâ eşitsizliklerle, şiddetle, emek sömürüsüyle mücadele ettiği bir dünyada yaşıyoruz.
Ama aynı zamanda biliyoruz ki tarih bize şunu öğretiyor:
Kadınların özgürlüğü olmadan toplumların özgürlüğü mümkün değildir.
Bir toplumun gerçek uygarlık ölçüsü, kadınlarının ne kadar özgür olduğu ile ölçülür.
Bugün Rosa Luxemburg’un, Clara Zetkin’in, Behice Boran’ın ve mücadele veren tüm kadınların bıraktığı mirası hatırlama günüdür.
Çünkü tarih bize şunu göstermiştir:
Kadınlar ayağa kalktığında
toplumlar değişir.
Ve unutulmamalıdır ki;
emek sömürüsüne, eşitsizliğe ve adaletsizliğe karşı verilen her mücadelede kadınlar en ön saflarda yürümeye devam edecektir.
Daha adil, daha özgür ve daha eşit bir dünya ancak kadınların mücadelesiyle kurulacaktır.
Bu bilinçle;
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, yalnızca bir anma değil, eşitlik ve özgürlük mücadelesini büyütme günüdür.