Türkiye günlerdir Ekrem İmamoğlu’nun “Bodrum’daki villaları” üzerinden yürütülen tartışmayı konuşuyor.
Konunun bu kadar büyütülmesinin nedeni bir taşınmaz meselesi değil; bunun bir siyasi operasyon başlığı hâline getirilmiş olmasıdır.
Ancak tartışmanın odağında dolaşan bilgi kirliliği, Bodrum’un gerçek imar geçmişi ve Türkiye’nin hukuksuzluk ortamı iç içe geçince, kamuoyuna sunulan tablo gerçeği yansıtmaktan uzaklaşıyor.
Bu nedenle meseleyi serinkanlılıkla, gerçek–iddia–algı üçgeninde yeniden ele almak şart oldu.
1. GERÇEKLER: TAPU VAR, DAVA VAR AMA ORTADA KARAR YOK
Ekrem İmamoğlu ailesinin Bodrum’da iki taşınmazı olduğu bir gerçektir.
Biri Yahşi Mahallesi’nde, diğeri Ortakent’te SSB Gayrimenkul üzerinden alınmış bir mülktür.
Ortakent’teki satışın tapu bedeli ile piyasa bedeli arasında fark bulunduğu da iddianamede yer almaktadır. Fakat altını çizelim:
Dava açılmış olsa da, bu konuda verilmiş bir mahkeme kararı yoktur.
Yani tüm tartışma, şu an hâlâ iddia aşamasındadır.
Gerçek ile yorumun birbirine karıştırıldığı yer burasıdır.
2. İDDİANAMEDEKİ SUÇLAMALAR: DELİLSİZ BİR GÖLGE
İddianamede yer alan iddialar büyük başlıklarla sunuluyor:
Valizle para taşındığı,
Kara para aklandığı,
Düşük bedelle tapu düzenlendiği,
Rüşvet karşılığı villa alındığı…
Ancak iddiaların büyüklüğü ile dayanıldığı deliller arasındaki çelişki çok belirgin…
Ortaya konulan suçlamaların hiçbiri için:
banka kaydı,
kamera görüntüsü,
MASAK incelemesi,
mali akış zinciri,
teknik bilirkişi raporu
bulunmuyor.
İddianamenin omurgasını tanık beyanları oluşturuyor.
Hukukta tanık beyanı önemlidir ama tek başına suçun ispatı olamaz.
Bu nedenle iddia edilen büyük suçlamalar, delilsiz bir çerçevede havada kalmaktadır.
3. BODRUM GERÇEĞİ: TURİZM ALANINDAN VİLLAYA DÖNÜŞÜM 20 YILLIK BİR SORUN
İşin en çarpıcı kısmı ise Bodrum’un imar geçmişini bilmeyenlerin, bu meseleyi “kaçak villa” ve “kişisel imar suçu” gibi sunmasıdır.
Oysa Bodrum’da:
Turizm tesisi alanlarının
plan tadilatlarıyla villa, rezidans ve tatil evine dönüşmesi,
bakanlık kararlarıyla orman alanlarının turizm konaklamaya açılması,
tarla vasıflı yerlerin bir gecede turizm alanına çevrilmesi,
20 yıldır süren yapısal bir imar problemidir.
Bu dönüşüm sadece İmamoğlu’na özgü değildir, Bodrum’un tamamında yüzlerce örneği vardır.
Bu nedenle:
“Villalar kaçak” söylemi teknik olarak doğru değildir.
Doğru olan, Bodrum’un rant ve planlama düzeninin yıllardır sağlıksız işlemesidir.
Bir imar sorunu, bir kişiye indirgenerek siyasi malzeme yapılmaktadır.
4. VERGİ VE TAPU GERÇEKLİĞİ: TÜRKİYE’NİN KÖKLÜ YAPISAL SORUNU
Tapuda düşük bedel gösterilmesi, Türkiye’de yalnızca bu dosyaya özgü bir durum değildir.
Gayrimenkul satışlarında milyonlarca kişi tarafından uygulanan yaygın bir vergi problemidir.
Vergi sisteminin yarattığı bir boşluk, tek bir siyasi figüre “aklama delili” olarak sunulamaz.
Bu noktada sorulması gereken şudur:
Eğer tapuda düşük bedel göstermek otomatik suçsa, bu ülkede kaç milyon kişi suçlu ilan edilir?
İddianamedeki vergi başlığı, Türkiye’nin yapısal sorunlarını bir kişiye yüklemeye çalışmaktadır.
5. YANDAŞ MEDYANIN HÜKMÜ: KARAR VERİLMİŞ GİBİ SUNULAN BİR ALGİ
İşin en tehlikeli kısmı budur.
Yandaş medya, özellikle TGRT ve muadili yayınlar:
İddianameyi mahkeme kararı gibi sunuyor,
İmamoğlu’nu suçlu ilan eden bir dil kullanıyor,
“Hüküm verilmiş gibi” manşetler atıyor,
Kamuoyu algısını bilinçli olarak şekillendiriyor.
Bu ülkede herkesin bilmesi gereken bir hukuki gerçek var:
Mahkeme kararı olmadan kimse suçlu ilan edilemez.
Ama bu yayınlar, hukuk sürecini beklemek yerine, toplumun önüne hazır bir yargı koyuyor.
Bu, demokrasiye ve adil yargılamaya aykırıdır.
6. SONUÇ: BİR VİLLA DOSYASI DEĞİL, ADALETİN GELECEK SINAVI
Bu tartışma, Bodrum’un imar sorunlarından yalnızca biridir.
Ama tartışmanın büyütülüş şekli, Türkiye’de yargının ve medyanın nasıl yönlendirildiğini gösteren büyük bir sınavdır.
Bugün:
İddianame var ama delil yok.
Suçlama var ama karar yok.
Manşet var ama gerçek yok.
Bu nedenle mesele İmamoğlu’nun şahsı değil, Türkiye’nin adaletidir.
Adalet, hukukun soğukkanlılığıyla işlemeli; siyasetin gölgesiyle değil.
Bodrum’un kıyılarından yükselen bu tartışma bize şunu öğretiyor:
Gerçek, algıdan daha ağırdır.
Ve er ya da geç ortaya çıkar.



