Milas Atapark Meydanı’nda 15 Şubat günü yaşanan buluşma, sıradan bir miting değildi.
O gün orada toplanan on binlerce insan yalnızca bir siyasi partinin çağrısına değil, kendi yaşam alanlarına, doğasına, emeğine ve geleceğine sahip çıkma çağrısına yanıt verdi.
Muğla’nın 13 ilçesinden gelen yurttaşlar, Akbelen’den Milas’a, Bodrum’dan Menteşe’ye kadar uzanan bir yaşam hattının tehdit altında olduğunun farkında. Bu yüzden Atapark Meydanı’nda yükselen ses, sadece siyasal bir itiraz değil; toprağa, suya, ormana ve emeğe sahip çıkma iradesinin ifadesiydi.
Miting başlamadan önce Güllük’te yapılan karşılamada bile hissedilen şey şuydu: Muğla örgütü hazırdı. Sadece bir miting için değil, yeni bir döneme hazırlık için.
Kürsüye ilk çıkan Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın sözleri, mitingin ruhunu belirledi. Akbelen’i sadece bir orman olarak değil, Muğla’nın vicdanı olarak tanımladı. Özellikle acele kamulaştırma uygulamalarının köylünün toprağıyla bağını koparmaya yönelik bir müdahale olduğunu vurgulaması meydanda güçlü karşılık buldu. Çünkü mesele artık sadece ağaç kesimi değil; yaşam alanlarının sistemli biçimde sermayeye açılmasıdır. Akbelen’de yaşananlar, Türkiye’nin doğa ve emek mücadelesinin sembolüdür.
Ardından İl Başkanı Nail Kızıl’ın konuşması geldi. Örgütlü mücadelenin kararlılığı ve birlik duygusu öne çıktı. Genel Başkan’ın demokrasi ve emek mücadelesine vurgu yapılırken, Muğla örgütünün bu sürecin en diri ve en hazır yapılarından biri olduğu bir kez daha görüldü.
Sonrasında kürsüye çıkan Genel Başkan Özgür Özel’in konuşması ise meydanın nabzını doğrudan yakaladı. Ekonomi, adalet, özgürlük ve erken seçim çağrısı iç içe geçti. Ancak meydanın en güçlü refleksi, halkın kendi sözünü haykırdığı anlarda ortaya çıktı. “Tayyip Erdoğan istifa” sloganı sadece bir siyasi tepki değildi; geçim sıkıntısının, adaletsizlik duygusunun ve gelecek kaygısının dışa vurumuydu.
Bugün Türkiye’nin en büyük sorunu sadece ekonomi değildir. Hukukun siyasallaşması, doğanın şirketlere açılması, emeğin değersizleşmesi ve gençlerin geleceksizliği iç içe geçmiş durumdadır. Milas’taki miting bu çok katmanlı krizin farkında olan bir halkın fotoğrafını verdi.
Muğla’da 35 maden sahasının ihale edilmesi, 164 bin dönüm alanın risk altında olması, ormanların, zeytinliklerin ve su havzalarının tehdit edilmesi… Bunlar artık teknik başlıklar değil, doğrudan yaşam meselesidir. Bu yüzden Muğla’da yapılan her miting, Türkiye’nin geleceğine dair bir uyarıdır.
Milas Atapark Meydanı o gün doldu, taştı. Sadece meydan değil; sokaklar, balkonlar, caddeler doldu. Bu kalabalık bir partinin kalabalığı değil, bir itirazın ve bir umudun kalabalığıydı.
Şunu açıkça söylemek gerekir: Muğla örgütü bu sınavdan güçlü çıktı. Disiplinli, organize ve kararlı bir tablo ortaya koydu. Bu tablo yalnızca bir mitingin başarısı değil, yaklaşan siyasal sürecin de habercisidir.
Bugün Türkiye’de yeni bir dönem konuşuluyorsa, bu dönem meydanlarda şekilleniyor. Akbelen’de, Milas’ta, Muğla’nın tüm ilçelerinde yükselen ses birleştiğinde, sadece yerel değil ülkesel bir dalgaya dönüşüyor.
Milas mitingi gösterdi ki;
Bu halk yalnız değil.
Bu topraklar sahipsiz değil.
Ve bu ülke, kaderine razı olacak bir ülke hiç değil.