









Oğlum bir gün, “Anne dünyada adalet diye bir şey yok” demişti. Bunu dediğinde 20 yaşındaydı.
Hayat herkese eşit başlayıp, eşit devam etmiyor. Kimi güzel, kimi zengin, kimi yetenekli, kimi akıllı, kimi şanslı doğuyor. Kimi hepsini birden alıyor. Kimi de hiçbirini alamıyor.
Sizce dünya adil mi? Dünyanın böyle bir görevi var mı?
Bana göre adalet ve adil olmak kişisel bir özellik.
Ben adaleti daha çok insanlarda arıyorum.
Yağmura “Neden tam benim dışarı çıktığım gün yağdın?” diye hesap soramam.
Ama bir insanın, kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına yapmamasını bekleyebilirim.
Bence adalet tam da burada başlıyor.
Herkes adalet istiyor.
Ben de istiyorum.
Ama yıllar içinde şunu fark ettim: İnsanların adalet anlayışı çoğu zaman olayın hangi tarafında olduklarına göre değişebiliyor.
Haksızlığa uğrayan taraf:
“Adalet istiyorum!” diyor.
Avantajlı taraftaysa ses biraz azalıyor.
“Şimdi olayın şartlarını da değerlendirmek lazım…”
Adaletin şartları nedense hep avantajlı tarafta çoğalıyor.
Bir miras paylaşılırken, bir iş bölüşülürken, trafikte yol verilirken, hatta sofrada son kalan börek alınırken bile insanın adalet anlayışı ortaya çıkabiliyor.
Özellikle son börek önemli.
Çünkü insanlık büyük sınavlara hazırlanırken küçük böreklerde yakalanıyor.
Adaleti sadece günlük hayatta da aramıyorum.
Eğitimde herkesin aynı imkâna ulaşabilmesi, hukukta terazinin karşısındaki isme göre eğilip bükülmemesi, ekonomide de birilerinin pastadan üç dilim alırken diğerlerinin tabağa bakmaması gerekiyor.
Gerçi konu ekonomi olunca pastayı kimin yaptığı, kimin yediği, hesabı kimin ödediği biraz karışıyor.
Benim anladığım adalet basit: Kurallar, masada kimin oturduğuna göre değişmemeli.
Adil olmayı, herkese aynı şeyi vermek değil; herkesin hakkını gözetmek olarak görüyorum.
Kendime istediğim anlayışı başkasına da gösterebilmek.
İşime gelmediğinde bile doğru olanı kabul edebilmek.
Asıl mesele bu.
Adaletin simgesinin terazi olması da boşuna değil.
İki kefesi var.
Sorun terazide değil zaten.
Sorun, herkesin kendi kefesinin arkasında durup “Biraz daha bana doğru çeksek ne olacak?” demesinde.
Adalet gökten inmiyor.
İnsan dağıtıyor.
Terazi de elimizde, ağırlıklar da.
Bir tek herkes tartıya kendi parmağını koymasa mesele çözülecek…