









Yıllar önce tanıdığım, değişik, ilginç, birbirine zıt hayatları olan iki kişi. İkisi de erkek.
Biri;
İzmirli ,1900’lerde İzmir Atatürk Lisesi’nin o dönemdeki adı olan İzmir İdadisi’nde okuyup, bir sene Fransız dil okuluna devam etmiş. Üniversitede Fen bölümünden mezun olunca Paris’e gönderilmiş.
Paris’te Sorbonne Üniversitesinde okumuş. 1. Dünya Savaşında Yedek Subayı olarak görev yapmış, şoför yetiştirmiş. Otomobil tekniğine ait kitapları tercüme etmiş.
Şam’da esir düştüğü kampta bile 73 kişilik bir dershane oluşturmuş. Derslere katılan subaylar Kurtuluş Savaşı’nda önemli hizmetler almış.
Terhis edildikten sonra teknik kitaplarını hazırlayarak 1924’te Ebekızı Sokak No:1 Bomonti tramvay durağı Şişli /İstanbul’da Otomobil ve Makinist okulu açmış.
Türkiye’nin ilk Otomobil ve Makinist Okulunu açan ve bu konuda ilk eğitim kitaplarını yazan kişi olarak 37 yıl boyunca 20.000 şoför ve amatör yetiştirmiş. Yetiştirdiği şoförlerin bazıları İnönü ve Atatürk’ün şoförlüğünü yapmış.
İsmi Fikri Tevfik Kardeş, evlenmiş, 2 kızı olmuş. Bugün hala Motor üzerine yazdığı kitaplar internette satılıyor.
Diğeri;
Bir yaşında ailesi ile eski Yugoslavya’dan, Kocaeli / İzmit ‘e göç etmiş. İlkokul – lise öğreniminden sonra uzun yıllar çiftçilikle uğraşmış.
Bir dönem inşaat işleriyle ilgilenmiş, oldukça iyi para kazanmış. Çok çalışkanmış. Yardımsevermiş.
Üsküdar Acıbadem’de kendi adı ile ilkokul yaptırmış. Açılışı 1990 yılında Milli Eğitim Bakanı Avni Akyol ve İstanbul Valisi Celal Bayar’ın katılımıyla gerçekleşmiş. Hayrat Çeşmesi yaptırmış. Ramazanlarda sokak iftarları verirmiş.
İsmi Hasan Tan. Üç defa evlenmiş. İlk eşinden bir kızı, iki oğlu olmuş.
İkisi de ayrı özellikleri olan bana göre çok kıymetli insanlar.
İkisi de dedem.
Fikri Tevfik Kardeş annemin babası. Hasan Tan babamın babası.
Fikri dedemi tanıma fırsatı bulamadım. Vefat ettiğinde üç-dört yaşlarındaydım. Tek hatırladığım; Dedemin yattığı odanın kapı deliğinden içeri bakarken, birinin dedemin üzerine beyaz çarşaf örttüğü.
Annem’e “Dedemi nereye götürüyorlar?” diye sormuşum. 77 yaşında vefat etmiş. Annem ve teyzem, babaları arasındaki yaş farkının çok olması ve sürekli çalışıyor olması nedeniyle daha çok anne ile büyümüşler.
Annem, çocukluğundan babasıyla ilgili sadece bir anıyı hatırlıyor. Babasının sinemaya kombine bilet aldığını, her hafta yeni filmleri aynı sinemada ve aynı koltuklarda seyrettiklerini anlatıyor.
Hasan dedemi yakından tanıma fırsatım oldu. Çok eğlenceli bir adamdı. Onunla çok eğlenirdim. Kendine çok iyi bakardı. Az yerdi.
Biri babaannem olmak üzere diğer eşlerini de tanıdım. 90 yaşında son eşi ile evlendiğinde, arada bana “çocuk yapacağım” derdi.
Ben de; “Benden küçük halam veya amcamı, elinden tutup gezdiririm o zaman“ derdim çok gülerdik.
Rahat adamdı. Bana “Bu hayatta kafanı hiçbir şeye takmazsan uzun yaşarsın” derdi. 104 yaşında vefat etti.
Biri bana çalışmanın, üretmenin ve iz bırakmanın ne demek olduğunu miras bıraktı.
Diğeri ise hayatı fazla ciddiye almadan da uzun ve güzel yaşanabileceğini öğretti.
İkisi de geride kendilerini unutturmayacak bir miras bıraktı.
Bugün hala geride bıraktıkları ile yaşamaya devam ediyorlar.