blank

Bavula Sığmayan Gelecek

Yayınlama: 27.07.2026
A+
A-

Bir mezuniyet töreni izledim.

University of Edinburgh…

O kalabalığın içinde bir isim okundu: Zeynep Yüksel.

Çok gururlandım.

Bir anın içine sığması mümkün olmayan düşünceler uçuşuverdi zihnime. Bir yanda dünyanın en köklü üniversitelerinden birinin asırlık geleneğiyle şekillenen o görkemli tören vardı; tarif edilmesi zor bir ihtişam… Öte yanda Zeynep’in, o ihtişamın içinde kaybolmayan sadeliği… Hem tören hem Zeynep, birbirlerine sessizce eşlik ediyordu.

Zeynep’in sağlam duruşunu gördüm: Şımarıklıktan uzak özgüveni, geleceğe güvenle yürüyen adımları, ufkunu kurban etmeyen aklı başındalığı… Ve bütün bunların arasında hâlâ koruyabildiği o çocuksu masumiyeti ve sevinci…

Törenin kendisi de başlı başına bir görsel şölendi; ne gösterişe ne de abartıya yaslanmadan, tıpkı Zeynep gibi sadeliğin içinde güçlü bir duruş sergiliyordu. Böylesine güçlü bir görkemin, gerçek bir vizyonun ve köklü bir geleneğin doğal sonucu olduğu açıkça ortadaydı. Fazla süse gerek yoktu.

Tam o anda içimde iki duygu aynı anda büyüdü: Gurur ve sızı. Gurur, gençlerimizin dünyanın bir ucunda emeklerinin karşılığını almasıydı; sızı ise neden hâlâ umutlarını başka ülkelerde kurmak zorunda kaldıkları. Bu ülkenin gençlerini birer birer uğurlarken içimde buruk bir sessizlik büyüyor. Bir yanım bunu kabulleniyor, hatta çoğu zaman destekliyor; diğer yanım ise tarif edemediğim bir kırgınlığı susturamıyor.

Beyin göçü yalnızca iyi eğitim almış insanların başka ülkelere gitmesi değildir. Asıl kayıp; bu ülkede doğmuş en parlak zihinlerin en üretken çağlarında başka toplumlara kazandırılmasıdır. Eğitim hayatına doğrudan yurt dışındaki topraklarda başlayıp geleceğini de yine orada kuranlar, yani kariyer planlamasında doğduğu topraklara hiç yer vermeyenler de bu ülkenin görünmeyen beyin göçüdür.

Kimse doğduğu toprakları kolay kolay terk etmek istemez. İnsan; dilini, anılarını, ailesini, çocukluğunu geride bırakmayı “macera olsun” diye seçmez. Gençleri yola çıkaran çoğu zaman daha yüksek maaşlar değil; adalet duygusu, liyakate olan güven, özgürce üretebilme imkânı ve yarınını öngörebileceği bir gelecek arayışıdır.

Gelişmiş ülkeler nitelikli insan gücü çekebilmek için yarışıyor. Çünkü biliyorlar: Çağımızın en değerli sermayesi petrol değil, doğalgaz değil, altın da değil. En değerli sermaye bilgi üreten insandır.

Kalmak isteyen bir gence nasıl bir gelecek sunuyoruz?

İnsan nereye giderse gitsin, köklerini bütünüyle geride bırakamaz. Başka bir ülkede yeni bir hayat kurabilir, yeni bir dil öğrenebilir, yeni dostluklar edinebilir; ama çocukluğunun kokusu, annesinin sesi, bayram sabahları ve doğduğu mahallenin sokakları onunla yaşamaya devam eder. Çünkü insanın doğasında bir gün dönmek vardır; köklerine, ait olduğu toprağa, “evim” diyebildiği yere… Fakat dönüşü yalnızca özlem belirlemez; umut da gerekir. İnsan geleceğini aydınlık gördüğü yere döner. Geriye baktığında belirsizlik, umutsuzluk, liyakatsizlik ve karanlık bir gelecek gören birinin özlemi ne kadar büyük olursa olsun, mesafesi de o kadar büyür.

Zeynep’in yüzünde gördüğüm şey yalnızca mezuniyet sevinci değildi. “Acaba şimdi ne olacağım?” kaygısını taşımayan bir gencin huzuru da vardı. Bahsettiğimiz o huzur; emeğin liyakatle ödüllendirileceğini bilmenin, yarın kaygısı taşımadan sadece üretmeye odaklanabilmenin huzurudur.

O an şunu düşündüm:

Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, bu çocuklar bizim çocuklarımız. Onlarla gurur duyuyoruz.

Ama keşke başarı hikâyelerini başka ülkelerde alkışlamak zorunda kalmasak. Keşke onları uğurlayan değil, hayallerini kendi ülkelerinde gerçekleştirebilecekleri bir düzen kuran ülke olabilsek.

Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği, yetiştirdiği gençleri başka ülkelere uğurlamak değil; onların hayallerini kendi toprağında yeşertebilmektir. Gidenler çoğu zaman ülkelerini terk ettikleri için değil, geleceklerini terk etmek istemedikleri için giderler.

İşte beyin göçünün en acı tarafı da budur. Bavullara sadece diplomalar sığmaz; umutlar, hayaller ve bir ülkenin geleceği de o bavullarla birlikte yola çıkar.

Dünyanın en köklü eğitim kurumlarından birinde bir Türk gencinin adının okunması ne kadar büyük bir vizyonun ve emeğin ödülüyse, o vizyonun geleceğini uzaklarda araması da o kadar büyük bir toplumsal muhasebe gerektirir. Zeynep’in emeğinin karşılığını alacağına, hak ettiği yerde olacağına dair duyduğu o sonsuz güven, yüzündeki her çizgiyi güzelleştiriyordu.

Yolun açık olsun Zeynep. Dilerim o asırlık geleneğin içinde parıldayan sadeliğin ve güçlü duruşun, dünyanın neresinde olursan ol her zaman senin en büyük pusulan olur; başarın daim, geleceğin her an yüzün kadar aydınlık olsun.

Çünkü bazen bir mezuniyet töreninde alkışlanan yalnızca bir genç değildir; sessizce uğurlanan, bir ülkenin geleceğidir.

Hoş ve mutlu kalın…

Share and Enjoy !

Shares
blank
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.