Pazartesi, Ocak 12, 2026

Çok Okunanlar

Benzer Gönderiler

Bilmenin Yorgunluğu…

Doksanlı yılların başıydı.
Henüz iki yıllık bir öğretmendim. Samsun’un Terme ilçesinde, Ünye sınırına yakın bir İmam Hatip Lisesi’ne tayinim çıkmıştı. Samsun’da yaşıyor, her sabah derslere yetişebilmek için gün doğmadan yola koyuluyordum. Saat beşte evden çıkmak zorundaydım. Ulaşımımız Ünye minibüsleriyleydi.
Minibüse binebilmek için fuarın karşısındaki gazinoların, pavyonların önünde beklerdik üç öğretmen. O saatlerde şehir tuhaf bir aralıkta dururdu; gece henüz bitmemiş, sabah ise başlamamış olurdu. Gazinolar boşalır, sarhoş bir sessizlik kaldırımlara çökerdi. Bir köşede simitçiler, çöpçüler, bir köşede ayılmaya çalışanlar… Hayatın iki ucu, aynı karanlıkta, birbirine değmeden yan yana dururdu.
Her sabah aynı saatlerde yolları süpüren çöpçüyle zamanla tanışıklığımız oluşmuştu. Bir sabah, süpürgesini elinden bırakmadan bize tek tek sordu:
“Senin kocan ne iş yapıyor?”
Cevaplarımızı aldıktan sonra yüzümüze bile bakmadan süpürmeye devam etti:
“Zamanında ben isteseydim, çöpçü diye bana varmazdınız. Ama benim karı şimdi evde fosur fosur uyuyor.”
Günlerce güldük. Lafın hoyratlığına, kendinden eminliğine, sabahın absürtlüğüne…
Yıllar geçti. O cümlenin içindeki anlam, zamanla ağır ağır yerleşti zihnime.
Hangisi daha iyiydi?
Sabahın beşinde minibüslerle yollara düşmek mi, yoksa evde fosur fosur uyumak mı?
Bu soruyu ilk görev yerimde, Kars Arpaçay’ın Melik köyünde de kendime sormuştum aslında. Köyde su yoktu, yol yoktu, elektrik yoktu. İletişim adına yalnızca, arada bir çalışan muhtarın evindeki telefon vardı. Kadınlara, genç kızlara, çocuklara bakar; yüzlerindeki benzer ifadeye şaşardım.
Nasıl bu kadar neşeli ve mutlu olabiliyorlardı?
Sonra fark ettim: Bilmiyorlardı. Haftalık bir dergiyi takip etmeyi, bir dizinin yeni bölümünü beklemeyi, ülke gündemini, başka hayatları merak etmeyi bilmiyorlardı. Bilmedikleri için eksik de hissetmiyorlardı. Dünya, köyün sınırlarında bitiyordu.
Yıllar geçtikçe şunu anladım: Hayata atılan ilk ilmek çok belirleyici. Ya kendini geliştirerek, bedel ödeyerek, yorgunlukla ama bilinçle yol alırsın; ya da sana çizilen dar çemberin içinde, güvenli ama devinimsiz bir hayat sürersin.
Ben ilkini seçenlerdenim. Yeri geldi fedakârlıklar yapıldı, yeri geldi bedeller ödendi. Ama her bedelin karşılığında büyüyen bir özsaygı, her gün biraz daha güçlenen bir “ben” çıktı karşıma.
Bugün dönüp baktığımda şunu soruyorum kendime:
Bilmemek bir mutluluk mudur?
Kim bilebilir…
Mutluluk çoğu zaman sahip olduklarımızdan çok, farkında olmadıklarımızla ilgilidir belki de…

Hayatın damarları var. Hangisiyle beslendiysen, zamanla ona dönüşüyorsun. Ben kendi seçtiklerim ile beslenmeyi ve dönüşmeyi seviyorum. Hayat soframa yeni tatlar eklemeyi, bazılarını eksiltmeyi; çalışmayı, üretmeyi, hayatın içinde var olmayı seviyorum. Bazen kendim için, bazen de başkaları için ses olmayı…
Varlığını her ortamda hissettiren kadınları seviyorum. Susmayan, “ben varım” diyen kadınları… Önüne konulanla yetinmeyip hak ettiğinin peşine düşenleri, haksızlığa “hayır” diyebilenleri, istemediği sürece kendisine dokundurtmayanları, kaderi kötüyse o kadere boyun eğmeyenleri…
Çalışan, üreten, doğurgan kadınları seviyorum.
Doğurganlık yalnızca bir bedenden bir bedene uzanan hayat değildir. Bazen bir düşünceyi büyütmek, bazen umudu incitmeden dünyaya getirmektir.
Köhneleşmiş zihinlerden sıyrılmak, yaraları sararak özgürleşmek, başkasına da nefes olabilmektir.
Karanlıktan ışığı çekip almak, kör talihin önüne aydınlık yarınları bir kadın sabrıyla, bir kadın sezgisiyle yeniden doğurmaktır.
Asıl mesele, içinde kaldığımız çemberdir.
O çemberin dışına çıkabilmek, konfor alanından başımızı uzatabilmek…
Saçak altı mutluluklarla yetinmeyip, gerektiğinde yağmurda ıslanmayı göze alabilmektir.
Yağmurdan sonra çıkan gökkuşağının altında buluşmak üzere hoş ve mutlu kalın.

Arena Haber
Arena Haber
Bodrum'un Güncel, İlkeli ve Güvenilir Haber Sitesi...

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Haberler