









Bazen durup kendime soruyorum: Ben ne için yaşıyorum? Daha doğrusu, nasıl bir hayatın içinden geçiyorum?
Günler birbirini kovalarken bu soruları ertelemek çok kolay. Yapılacak işler, yetişilecek yerler, aranacak insanlar…
Hayatın gündemi o kadar dolu ki, insan bazen kendi hayatına sıra getiremiyor. Bazen bütün günümü bir şeylere yetişmeye çalışarak geçiriyorum; akşam olunca da kendime, “Peki, bugün her yere yetişmek dışında ne yaptın?” diye soruyorum.
Yaşamak, yalnızca günleri tamamlamak mı? Sorumlulukları yerine getirip sıradaki güne hazırlanmak mı? Yoksa arada durup gerçekten ne istediğimi, neye değer verdiğimi fark etmek mi?
Daha başarılı olmalı, daha üretken olmalı, daha çok gezmeli, daha iyi görünmeli… İnsan kendini geliştirsin elbette ama bazen bu daha’ ların sonu gelmiyor. Birini tamamlıyorum, yenisi beliriyor.
Hayat sanki hiç bitmeyen bir yapılacaklar listesi; üstelik listeyi hazırlayanı tanımıyorum.
Oysa benim için iyi bir hayatın ölçüsü, her gün daha fazlasını başarmak değil. Sevdiğim insanlarla içten bir sohbet etmek, bir işi gerçekten isteyerek yapmak, istemediğim şeyleri yapmamak, kendime ait bir zamanı istediğim gibi yaşayabilmek…
Bunlar küçük görünebilir ama hayat dediğim şey, zaten çoğu zaman böyle küçük anların içinde saklı.
Nasıl yaşamak istediğimi düşünürken, başkalarından geri kalıp kalmadığımı değil, kendi hayatımın içinde olup olmadığımı anlayabiliyor muyum?
Herkesin yolu, hızı, önceliği başka.
Benim de her konuda en iyi, en başarılı ya da en önde olmam gerekmiyor. Bazen sadece kendi kararlarımın arkasında durmak ve kendi ritmimde ilerlemek yeterli.
Belki de insanın özgürlüğü, herkesi geçmesinde değil; kimseyle yarışmak zorunda olmadığını fark etmesinde başlıyor.
Peki siz, hayatınızı gerçekten istediğiniz gibi mi yaşıyorsunuz; yoksa hep bir yerlere yetişmeye mi çalışıyorsunuz?
“Sabahattin Ali’nin şu sözleri, düşüncemi çok güzel anlatıyor:”
Kimseyle hiçbir konuda yarış halinde değilim. Kimseden akıllı, kimseden güzel ya da kimseden iyi olma gibi bir iddiam yok. Kimse için ‘en’ değilim, ‘daha’ değilim. Bu devasa iddiasızlığın verdiği özgürlüğün hastasıyım.”