









Rüya bizim evde bayağı konuşulan bir konu…
En çok rüya gören annemdir. Hatta yazdığı acayip acayip bir sürü rüyası var.
Rüyalarından biri:
“Hatırlamadığım uzun karışık bir rüyanın sonunda dilimi çıkarıyorum. Yüzüğümü ters çevirip dilime bastırınca bütün pırlantalar dilime yapışıyor. Onları yutmamaya çalışarak tek tek topluyorum.”
Ben de görüyorum ama daha az. Çoğunu uyanınca hatırlamam.” Ayy neydi neydi? “ der, kalırım.
Sadece bir his kalır. Galiba kaçıyordum…Ya da karga beni kovalıyordu…Tam emin değilim.
Birkaç arkadaşım var onlar hem görür, hem hatırlar hem de anlatırlar.
Bir de anlamları var malum. Google’a “Tavşana benzeyen bir kedi“ gördüm, bu ne demek “ diye sorun, pat diye cevabı geliyor.
“Çift karakterli bir durumu veya kafa karışıklığını simgeler.” Yani abuk sabuk rüya konularında, bayağı tecrübeliyim.
Rüyalar, bize hiç açıklama yapmıyor maalesef. Bir bakmışım ilkokul öğretmenimle Mars’ta mangal yapıyorum. Tam sucuğu çevirecekken yanıma çocukluk arkadaşım geliyor. Ama yüzü komşunun kedisi.
Kimse de çıkıp “Bir dakika, burada bir tuhaflık var.” demiyor. Gerçek hayatta biri bana “Bugün markete fil üzerinde gittim.” Dese, nasıl yani olurum.
Ama aynı rüyada uçan balığa otobüs bileti sorabiliyorum. Normal geliyor.
Rüyaların zaman kavramı da ayrı bir mucize.
Kısacık bir uyukuda , doğuyorum, büyüyorum, üniversiteyi bitiriyorum, evleniyorum, üç çocuk sahibi oluyorum, hoop emekliyim.
Sonra alarm çalıyor. Saat sadece yedi dakika geçmiş.
Bir kere de talih rüyada yüzüme güldü. Bir çekilişteyim. Sunucu kazanan numaraları tek tek okuyor. İlk beş rakam elimdeki biletle ayni. Tam son rakamı söyleyecek, pat uyanıyorum. Neden? Belli değil.
Kâbuslar ise bambaşka bir alem. Sınava gireceğim. Kalem yok. Üstelik sınav salonu, yüzme havuzu. Gözetmen de ilkokuldaki matematik öğretmenim.
Niye? Bunu Freud görse o da “Ben de anlamadım.” Derdi herhalde.
Bir de sürekli tekrar eden rüyalarım var.
Koşuyorum ama ilerleyemiyorum. Bağırıyorum ama sesim çıkmıyor. Bir yerden düşüyorum… Tam yere çarpacakken uyanıyorum.
İnsan merak ediyor. Bir kere de düşüp bakayım, aşağıda ne var!
Rüyalarda en çalışkan kişiler ise yıllardır görmediğim insanlar.
Yirmi yıldır konuşmadığım biri gelir. Hiç yaşlanmamış. Beni görünce de son derece rahat. Sanki dün birlikte çay içmişiz.
Beynimiz belli ki arşiv temizliği yapmayı sevmiyor. Her şeyi saklıyor. Belki de rüyaların en güzel tarafı bu.
Hayatın yükünü birkaç saatliğine alıp bizi beynimizin tuhaf mizah anlayışına teslim ediyorlar.
Ertesi gece perde yine açılıyor.
Başrolde yine biz varız. Oyuncu seçimi rastgele, mekanlar sınırsız, bütçe sonsuz.
Mantık ise sete hiç gelmemiş. Senaristin kim olduğunu bilmiyorum. Ama bir gün karşıma çıkarsa soracağım tek şey var: Mars’taki sucuk yandı mı?