Bu yıl Nevruz ile Ramazan Bayramı adeta aynı nefeste buluştu.
Biri 21 Mart’ta baharın ateşini yakarken, diğeri aynı günlerin içinde kalpleri yumuşatan bir bayram olarak yerini aldı.
Doğa ile ruhun, kadim gelenek ile manevi arınmanın bu eşsiz kesişimi; kaosun, kutuplaşmanın ve ayrışmanın içinden yükselen güçlü bir barış çağrısına dönüşmedi mi sizce?
Nevruz, binlerce yıllık bir direniş ve yenilenme bayramıdır.
Toprağın uyanışını, kışın bitişini ve hayatın yeniden doğuşunu simgelerken; aynı zamanda haksızlığa ve zorbalığa karşı direnişin, özgürlük mücadelesinin ve kültürel varoluşun en güçlü sembollerinden biridir.
Efsanelerde zalim Dehak’a karşı başkaldıran Demirci Kawa’nın yaktığı ateş, bir isyanın değil; karanlıktan aydınlığa çıkışın simgesidir.
Ateşten atlamak, dilek tutmak, fidan dikmek, doğayla kucaklaşmak…
İnsan, bu ritüellerle köklerine döner; paylaşmayı, bereketi ve yeniden başlamayı hatırlar.
Farklı kimliklerden, dillerden ve inançlardan insanlar asırlardır aynı ateşin etrafında buluşur, aynı umudu paylaşır.
Nevruz, toprağın uyanışıdır.
Karanlıktan sonra gelen ilk ışık…
Ramazan Bayramı ise bambaşka bir derinlik taşır.
Bir ay süren sabrın, orucun ve iç yolculuğun ardından gelen affetme, sarılma ve helalleşme zamanıdır.
Kapılar açılır, sofralar kurulur, kırgınlıklar onarılır.
Büyüklerin elleri öpülür, çocuklar sevinir, küskünler barışır.
Sofralar sadece yemekle değil, merhametle dolar.
Nevruz ateşi karanlığı yakar,
Ramazan Bayramı kalpteki kırgınlığı söndürür.
Biri toprağı canlandırır, diğeri insanı arındırır.
Ve ikisi birlikte bu coğrafyanın en eski ve en güçlü dilini konuşur: birlikte yaşama iradesini.
Birinin doğaya, diğerinin inanca dayanması ilk bakışta bir fark gibi görünse de, bu kadim Anadolu ve Mezopotamya topraklarının en büyük zenginliğidir.
Biri baharın yeşilliğini, diğeri kalbin aydınlığını getirir.
Ve ikisi birlikte aynı gerçeği söyler:
Karanlıktan sonra aydınlık vardır.
Kırgınlıktan sonra kucaklaşma.
Ayrışmadan sonra barış…
Bugün bölgemizde ve dünyada yükselen gerilimler, çatışmalar ve derin ayrışmaların ortasında bu iki bayramın aynı günlere denk gelmesi sadece bir tesadüf olmamalı.
Bu bir hatırlatmadır:
Bu toprakların mayasında ayrışma değil, birlikte var olma vardır.
Çünkü barış burada yeni bir fikir değildir.
Kadim bir gelenektir.
Nevruz’un ateşinde de vardır,
Ramazan’ın sofrasında da…
Her iki bayram da aynı çağrıyı yapar:
Kalbini aç.
Kırgınlıkları bırak.
Sofrayı büyüt.
Nevruz’un ateşiyle Ramazan’ın bereketini aynı yürekte taşıyabildiğimiz gün,
bu topraklarda barış zaten kazanmış olacak.
İçinde bulunduğumuz zor günlerde en çok ihtiyacımız olan şey;
farklı köklerden beslenen ama aynı umutta buluşan bir ruh halidir:
yenilenmek, arınmak ve barışmak…
Ateş yanıyor.
Kardeşlik sofraları kuruldu.
İçinde bulunduğumuz zor günlerde en çok ihtiyacımız olan şey;
farklı köklerden beslenen ama aynı umutta buluşan bir ruh halidir:
yenilenmek, arınmak ve barışmak…
Çocukluğumu hatırlıyorum…
Dev ateşlerin yakıldığı akşamları,
kıvılcımların göğe karıştığı o anları.
Mahallenin bütün çocukları oradaydı,
aynı kahkahanın içinde,
aynı ışığın etrafında.
Yumurtalar boyanırdı…
Parmaklarımız renge bulanır,
en güzelini seçmek için yarışırdık. Ellerimiz is kokardı,hatırlıyorum…
Koşardık…
Tıpkı bayram sabahları gibi—
şeker için, harçlık için .Adete bulaşıcı bir neşe ile …
Şimdi anlıyorum…
O ateş sadece ısıtmazdı bizi,
o sofralar sadece doyurmazdı.
Biz aslında
aynı sevinci paylaşmayı öğreniyorduk.
Ve belki de en çok,
barışın ne demek olduğunu
çocukken biliyorduk.
Ateş yanıyor.
Sofralar kuruluyor.
Ama barış…
Belki de en çok,
çocukluğumuzda bıraktığımız yerde
bizi bekliyor.
Yitirdiğimiz bayram neşesine yeniden kavuşmak dileği ile …
Hoş ve mutlu kalın …
Kaleminize sağlık Filiz hanım 🙏🏻
Kaleminize sağlık Filiz hanım