









Batıl inançlı biri sayılmam.
Öyle nazara, uğura, uğursuzluğa falan pek inanmam.
Ama güzel bir şeyden bahsederken “Maşallah.” derim.
“Bu sene hiç hasta olmadım, maşallah… Allah korusun.”
Sonra gözüm en yakın tahta yüzeyi arar.
Tedbir başka, batıl inanç başka. İkisini karıştırmayalım.
Nazar boncuğuna da inanmam.
Ama evde olsun. Arabada da olsun.
Çünkü nazara inanmıyorum diye nazar boncuğuyla aramı bozmanın ne anlamı var? Ayrıca renkleri de çok güzel.
Bir de “Şeytan kulağına kurşun.” var.
Nadir olsa da arada söylerim.
Yani Allah’a havale etmişim, nazar boncuğunu asmışım, şeytanın kulağına kurşunu da sıkmışım.
Bir cümle için epey kalabalık bir güvenlik ekibi.
Ben buna Türk usulü garanti paketi diyorum.
Birisi yolculuğa çıkınca arkasından su da dökerim.
“Su gibi git, su gibi gel.”
Adam uçakla gidiyor ama olsun. Suyun görevi tam olarak nedir bilmiyorum. Uçağın rötarını mı önlüyor, bavulun kaybolmamasını mı sağlıyor?
Kulağım çınlarsa:
“Kim beni anıyor acaba?”
Avucum kaşınırsa:
“Para gelecek!”
Hangi el getiriyor, hangi el götürüyor onu hâlâ öğrenemedim. Pozitif düşünelim: Hangisi kaşınıyorsa para o elden gelecek.
Gece tırnak kesilmez derler.
Neden?
Bilmiyorum.
Ama gece tırnak makasını elime alınca yine de bir tereddüt ediyorum.
Demek ki sistem bilinçaltına kurulmuş.
Kara kedi konusunda ise kediden yanayım.
Hayvan karşıdan karşıya geçiyor, biz “Eyvah, kara kedi geçti!” diyoruz.
E ne yapsın?
Rengini beyaza mı çevirsin?
Randevu alıp mı geçsin?
Ayrıca siyahın suçu ne? Mis gibi renk.
Sonra bütün bunlara bakıp düşünüyorum…
Bence ben gayet mantıklı bir insanım.
Sadece maşallah diyorum, Allah korusun diyorum, nazar boncuğu asıyorum, yolcu arkasından su döküyorum, kulağım çınlayınca beni kimin andığını düşünüyorum, avucum kaşınınca para bekliyorum.
Bunun batıl inançla ne ilgisi var?
Ben sadece Türk usulü risk yönetimi yapıyorum.
Allah korusun…
Tak tak.
Şimdi yazıyı da garantiye aldım.