Ceylan Hafriyat

Biraz da Ayıp Olsun

Yayınlama: 19.08.2026
A+
A-
İstanbul'da doğdu. İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'nden mezun olduktan sonra çalışma hayatına STFA İnşaat'ta başladı. Yaklaşık 20 yıllık profesyonel kariyerinde hizmet ve üretim sektörlerinde görev aldı; son 12 yılında Ernst & Young Yönetim Danışmanlığı'nda Denetim Operasyonları Müdürü olarak çalıştı. Girişimcilik alanında da faaliyet gösteren Tan, 2006 yılında gayrimenkul sektörüne adım attı ve 2009 yılında kendi emlak şirketini kurarak konut ve ticari projelerin pazarlama ile satış süreçlerini yönetti. 2021 yılından bu yana Bodrum'da yaşayan Tan, Kasım 2025'ten itibaren arenahaber.com.tr de yayınlanan; yaşam, kent kültürü, doğa ve toplumsal konular üzerine kaleme aldığı yazıları aracılığıyla okurla buluşuyor.

Türk kültüründe “ayıp olmasın” düşüncesi, neredeyse yazılı olmayan bir toplumsal kural gibi hayatımızın içinde.  Bazen nezaketten, bazen başkalarını kırmama kaygısından bazen de.. “El alem ne der?” korkusundan istemediğimiz şeyleri yapabiliyoruz.

Ben 40 yaşıma kadar “ayıp olmasın” diye yaşadım.

Az buz değil… 40 yıl!

İstemediğim yerlere gittim, istemediğim yemekleri yedim, kalkmak istediğim yerlerde oturdum, “Hayır.” demek isterken “Olur.” dedim.

Niye?

Ayıp olmasın.

Tokum mesela.

Misafirlikteyim, önüme börek gelir.

“Yok, teşekkür ederim, gerçekten doydum.”

“Al al, bir taneden bir şey olmaz.”

Börek çoktan kazanmıştır. Ben sadece süreci uzatırım.

Çay da farklı değil.

“Çay içer misin?”

“Yok, teşekkür ederim. Hiç içmiyorum.”

“Yapıyorum.”

Ben “yok” dedim ama çayın haberi yok.

Çay gelir. İçerim. Ayıp olmasın.

Gitmek istemediğim davetler de vardır. “Gitmesem mi?”

İç ses net: “Ayıp olur.” Giderim.

Orada benim gibi “ayıp olmasın” diye gelmiş insanlarla karşılaşırım.

Birbirimize bakıp: “İyi ki geldik.” deriz.

Hepimiz aynı yalanı söylediğimiz için huzurluyuz.

Misafirlikten kalkmak ise ayrı bir sanattır.

“Biz artık kalkalım.” “Aaaa daha erken!”

Saat gece yarısıdır.

Ben uykudan bitmişimdir, ev sahibi de “Bunlar hiç gitmeyecek mi?” modundadır.

Ama ritüel başlar:

“Rahatsız etmeyelim.” “Ne rahatsızlığı!”

“Bir ara yine geliriz.” “Mutlaka!”

Kapı kapanır sanırsın. Bitmez.

Balkon versiyonu vardır. El sallanır.

Araba camından tekrar el sallanır.

Bizde vedalaşmanın da vedası vardır.

Hediye kısmı da benzer.

Paketi açarım.

İçinden bana hiç uymayan bir şey çıkar.

“Aaaa çok güzel!”

Güzel mi? Değil.

Ama herkes mutluysa mesele yok.

Hesap konusu ise tam bir güç mücadelesi.

Hesap gelir.

“Ben ödeyeceğim.” “Olmaz, ben çağırdım.”

“Saçmalama.” “Vallahi darılırım”

Garson bekler, biz kredi kartı üzerinden dostluk testi yaparız.

Dünyada hesabı ödeyemediği için değil, ödemesine izin verilmediği için gerilen başka bir tür var mı bilmiyorum.

Ben bütün bunları 40 yaşıma kadar yaptım.

Sonra bir gün bıraktım.

Gitmek istemediğim yere gitmemeye, yemek istemediğimi yememeye, kalkmak istediğim yerden kalkmaya başladım.

“Hayır.” demenin kabalık olmadığını kendime öğrettim.

Dünya yıkılmadı. Kimse ölmedi.

Hatta ikinci böreği yemediğim için evren bile bozulmadı.

Meğer yıllarca gereksiz bir performans sergilemişim.

Şimdi biri:

“Bir tane daha al.” dediğinde:

“Yok, teşekkür ederim.” diyorum.

“Biraz daha otursaydın.”

“Yok, ben kalkayım.” Deyip bu kez ben ısrarcı oluyorum.

40 yaşımdan sonra öğrendiğim en net şey şu oldu:

İnsanları kırmamak başka şey, kendini sürekli kırmak başka.

Şimdi “ayıp olmasın” diye yaşamıyorum.

Bazen ayıp oluyor mu? Kesin oluyordur.

Bence 40 yıllık peşin ödemem var.

Biraz da ayıp olsun.

Share and Enjoy !

Shares
Ceylan Hafriyat
Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.