









Oğlum ilkokulun hangi sınıfındaydı, şimdi anımsamıyorum. Sadece tek bir soruyu yanlış yapmış.
“Aşağıdakilerden hangisi verimli topraktır?” İşaretlediği şık:”Kireçli toprak.”
Öğretmeni merakla sormuş:
“Onurcuğum, hepsini doğru yapmışsın… Bunu neden yanlış yaptın?”
Onur, o dupduru gözleriyle, büyük bir ciddiyetle cevap vermiş:
“Ama öğretmenim, annem kireçten reçel yapıyor.”
O günlerde bazı reçelleri gerçekten de kirece yatırarak yapıyordum. Onun çocuk aklıyla vardığı sonuç çok netti: Demek ki kireç çok bereketliydi; annesi reçel yapıyordu, daha ne olsun…
Çocuk aklı… Gördüğünü olduğu gibi kabul eder; ne eksiltir ne çoğaltır. Tertemiz bir ırmak gibi akar; hiçbir hesap, hiçbir önyargı suyunu bulandırmaz.
Şimdi yıllar sonra bu anıyı düşündükçe içimde ince bir sızı dolaşıyor. Keşke hayat da çocukların o billur mantığı kadar yalın olabilseydi. Keşke insanlar bu kısa yolculuğu böylesine karmaşıklaştırmasa; birbirini incitmek, gölgeler büyütmek, düğümler çoğaltmak yerine biraz daha çocuk kalabilseydi.
Çünkü hepimiz bir rüzgârız aslında; eser gelir, eser geçeriz.
İçimde bugün Ahmet Telli’yi kaybetmenin hüznü var. Şiirleriyle belleğimizde iz bırakan, bizi başka zamanlara götüren, sözcükleri şarkılara karışan o güzel insanlardan biri daha aramızdan ayrıldı.
Güzel adamdı, vesselam… Kırgınlığını da umudunu da saklamadı. Şimdi geriye, rüzgâr geçse bile eksilmeyecek dizeleri kaldı.
Ahmet Telli öyle bir şairdi. Zulme karşı direnmeyi umuda yaslayarak yazdı; hüznü ve isyanı aynı nefeste buluşturdu. Sözcükleri bazen bir dağ rüzgârı gibi sert, bazen bir çocuğun avuç içi kadar sıcaktı. Aşkı da memleketi de insanı da aynı içtenlikle yazdı. Onun dizelerinde yalnız bireyin acısı değil, toplumun ortak yarası da konuşurdu.
Gidersen Yıkılır Bu Kent’te bir kentin sevgiliyle birlikte nasıl eksildiğini; Çocuksun Sen’de masumiyetin kırılganlığını; Kalbim Unut Bu Şiiri’nde sevmenin ve vazgeçememenin ağır yükünü anlattı. Yangın Yılları, Hüznün İsyan Olur ve Belki Yine Gelirim boyunca belleğimizi, direncimizi ve umudumuzu sözcüklerle yeniden ördü.
Belki hayat Onur’un çocuk mantığı kadar sade değil. Ama Ahmet Telli’nin şiirleri bize başka bir sadeliği öğretiyor: İnsanın hakikate sırtını dönmeden, sevgiden vazgeçmeden ve vicdanını kirletmeden yaşayabilmesini.
Sonunda hepimiz ardımızda yalnızca bıraktığımız izi taşıyoruz. Ne sahip olduklarımız kalıyor ne de büyüttüğümüz gürültüler. Geriye, bir çocuğun masum cümlesi kalıyor bazen; bazen de bir şairin yıllar sonra bile içimizi titreten dizesi.
Ben bugün, oğlumun “Annem kireçten reçel yapıyor.” diyen o tertemiz sesini de Ahmet Telli’nin dizelerinde yankılanan insan sesini de aynı yerde taşıyorum.
Hayatın en büyük mucizesi de budur.
Bir çocuk, kirecin bile reçel olabileceğine inanır.
Bir şair ise acının bile umuda dönüşebileceğine…
Ve ikisi de dünyayı bir parça daha yaşanır kılar.
Biz yine de umudu saklayalım avuçlarımızda; çünkü kireçten reçel yapan çocukların ve acıdan umut devşiren şairlerin yüzü suyu hürmetine dönüyor bu dünya.
Onu, en çok yakıştığı yerden; kendi dizeleriyle uğurlayalım:
“Suç ortakları bulduk kendimize, dünyayı
Yeniden kuracaktık çocukların elleriyle.”
Şiir ve umutla kalın…