









Kurtlar sofrası benzetmesi üzerinden açgözlülüğü, çıkar ilişkilerini ve paylaşma söyleminin ardındaki hesapları mizahi bir dille sorgulayan köşe yazısı…
Bazı sofralarda kimsenin gözü yemekte değil, başkasının tabağında..
İnsanların birbirini yediği bu sofralara: “kurtlar sofrası “ deniyor.
Bence bu benzetmede kurtlara haksızlık var.
Benim tanıdığım insan kurtlar ise doymak bilmiyorlar. Doyuyorlar, devam ediyorlar. Karınları doyunca gözleri, gözleri doyunca egoları acıkıyor.
Üstelik gerçek kurt uzaktan uluyor; geldiğini anlıyorum.
İnsanın kurdu ise gülümseyerek yaklaşıyor:
“Biz burada büyük bir aileyiz.”
Ben bu cümleyi duyunca çantamı yanıma alıyorum. Çünkü birazdan aileden biri hesabı bana bırakacak.
Ben birkaç kez böyle sofralara oturdum.
Herkes paylaşmaktan söz ediyor ama kimse kendi payını kastetmiyor.
“Bu pasta hepimizin,” diyorlar.
Sonra bıçak birinin eline geçiyor.
Pastanın yarısı kesene, dörtte biri yakınlarına, üzerindeki çilekler de “emeği geçenlere” ayrılıyor.
Bana ne kalıyor?
Tabağın kenarındaki krema.
Ben bu sofralarda en çok nezakete şaşırıyorum.
“Önce siz buyurun.”
“Hayır, asıl siz buyurun.”
“Olur mu efendim, siz varken…”
Tam uzanıyorum, tabak önümden kayboluyor.
Bir de önünde üç tabak olduğu hâlde benim zeytinime bakanlar var.
Zeytini sevdiğinden değil; bende kalmasına dayanamadığından..
Ben artık tok görünenlerden daha çok şüpheleniyorum. Çünkü aç insan bir tabak ister. Gözü aç insan ise sofrayı, masayı, sandalyeleri ve mümkünse restoranın tapusunu ister.
Kurtlar sofrasının yalnızca büyük işlerde kurulduğunu da sanmıyorum.
İş yerinde prim dağıtılırken görüyorum.
Apartmanda otopark paylaşılırken görüyorum.
Miras konuşulurken zaten masa kendiliğinden kuruluyor.
Daha helva soğumadan biri:
“Yanlış anlaşılmasın, benim derdim para değil,” diyor.
Ben bu cümleyi duyunca tapunun yerinde olup olmadığını kontrol ediyorum.
Çünkü parayla hiç ilgilenmeyen bu kişi, birazdan evin metrekaresini, cephesini ve güncel satış değerini benden daha iyi hesaplayacak.
Ben artık sofranın zenginliğine değil, masada kimlerin oturduğuna bakıyorum.
Çünkü bazı sofralarda yemek az, insanlık çok oluyor.
Bazılarında ise masa dopdolu; vicdan için ayrılan sandalye boş kalıyor.
Yine de gerçek kurtlardan korkmuyorum.
Hiç değilse uluyarak geliyorlar.
Benim korkum, gülümseyerek sandalye çekenlerden:
“Buyurun, sizi başköşeye alalım.”
Oturuyorum.
Ama menüde de ben varım…