blank

Karne Dağıtıldı: Sistem Sınıfta Kaldı

Yayınlama: 29.06.2026
A+
A-

Karneler dağıtıldı. Bir eğitim-öğretim yılını daha geride bırakırken, bu kapanışı yalnızca akademik takvimin bir “sonu” olarak görmek mümkün değil artık. Çünkü bu yıl, eğitim alanında pedagojik tartışmaların çok ötesine geçen bir kriz birikimi yaşandı. Şiddetin sınıfın içine, güvensizliğin okulun kapı eşiğine, emek ihlalinin ise gündelik çalışma koşullarına yansıması… Bunlar sorunların yalnızca birkaçı.

Öncelikle eğitim camiasına geçmiş olsun demek lazım. Oldukça zor bir yılı arkalarında bıraktılar. Gelecek ise meçhul.

Bu yıl okullarda yaşananlar, çocuklar arasındaki şiddetin bir “istisna” olmaktan çıkıp yaygınlaştığını; öğretmeni hedef alan saldırıların ise kurumsal reflekslerle karşılanmadığını ortaya koydu. Görev başında hayatını kaybeden, intihara sürüklenen eğitim emekçileri yalnızca trajik bir olay kategorisine indirgenemeyecek kadar öğretici bir gerçeği işaret etti hepimize: Güvenlik, çalışma düzeni ve kurumsal koruma mekanizmaları işlemiyor; ya eksik çalışıyor ya da hiç çalışmıyor.

Silahlı saldırılara kadar varan şiddet düzeyi, okulun velinin gözünü kırpmadan emanet ettiği eğitim yuvası işlevinin fiilen erozyona uğradığını gösterdi. Bu noktada mesele, tekil olayları anlatmak değil; okul ikliminin ve eğitim yönetiminin şiddete karşı üretebildiği önlemlerin yeterliliğini sorgulamaktır.

Skandalların bitmek bilmemesi de bu normalleşmeye karşı uyarı niteliğinde aslında. Çünkü eğitim alanında hesap verebilirlik, yalnızca raporlarla sağlanmaz; uygulamalarla sınanır. Bu nedenle mezuniyet törenlerine yönelik ironik bakışımızı yadırgamamak gerekir. Aynı günlerde, bir yanda eğitim emekçilerinin hak arayışı ve çığlığı sokakları doldururken; diğer yanda “kutlama” adı verilen, anlamından ve ülke gerçekliğinden tamamen kopuk şatafatlı gösterileri hayretler içerisinde izledim. Bu tezat, ülkenin en büyük özetiydi.

Oysa yılın son perdesi öğretmenlerin direnişi oldu. Joplu, gazlı, ters kelepçeli müdahaleler; emekçilerin bedeninde bir şiddet olarak somutlaşırken, açlık greviyle kurulan direniş yalnızca bir protesto değildi. Bu direniş, eğitim emekçilerinin maruz kaldığı mağduriyetin etik ve siyasal bir tanıklığıydı.

Geleceği yetiştirenlerin, kendi gelecekleri ve meslek onurları için ses yükseltmesini “tuhaf” sayan bir yaklaşım, eğitim emeğini görünmez kılar. Eğitim, insan yetiştirme iddiasıyla yürütülür; fakat eğitim emekçileri değersizleştirildiğinde, iddianın kendisi de zayıflar. Sokakta şiddete maruz kalan bir eğitimciye çocuğunu emanet etmek, yaman bir çelişkidir.

Ve karne…

Öğrencilerin karnelerini yalnızca notlardan ibaret görmek metodolojik olarak yanlış, etik olarak da sorunludur zaten. Bir kesim, öğrenciyi sürekli “özel”, “istisna” ve “asla başarısız olamaz” kategorileriyle kuşatmaya çalışırken, ölçme-değerlendirmeyi sağlıklı bir şekilde tartışmak yerine çoğu zaman eleştiriyi öğretmene yönelten bir suçlama refleksi oluşmadı mı?

Eksiklerle yüzleşmek yerine çoğu zaman öğretmene ya da sisteme yönelen itirazlar, sorunun pedagojik boyutunu tüketti. Oysa öğrenme süreci; yalnızca öğrencinin çabasına değil, eğitim ortamının koşullarına, sınıf içi gerçekliğe, kaynak dağılımına, rehberlik hizmetlerinin niteliğine ve toplumsal eşitsizliğin okula yansıma biçimine bağlıdır.

Bu nedenle bu yıl asıl bakmamız gereken karne öğrencinin değil; sistemin karnesidir. Gerçek karne, eğitim politikalarının ürettiği sonuçlarda görünür olur: Şiddetle yönetilen bir okul iklimi; eşitsizlikle derinleşen akademik uçurumlar; değersizleştirmeyle büyüyen emek krizi; öğretmenin yalnız bırakılmasıyla kalıcılaşan kurumsal tahribat.

Eğer eğitim yalnızca sonuçlara indirgenirse, bu sonuçların nasıl üretildiği sorusu otomatik olarak dışarıda bırakılır. Oysa eğitim politikalarının kalitesi, yalnızca “başarı grafikleri” ile değil; güvenlik, fırsat eşitliği, emek koşulları ve hesap verebilirlik ölçütleriyle tartışılmalıdır.

Eğitim; binaların, sınavların ve karnelerin toplamı değildir. Eğitim bir insan yetiştirme meselesidir. İnsan yetiştirirken insanı değersizleştirmek; öğretmeni görünmez kılmak, şiddeti normalleştirmek, eşitsizliği yönetimin doğal sonucu gibi sunmak; geleceği sağlıklı kurmanın önüne set çeker.

Karneler dağıtıldı; ancak not yalnızca öğrencilere ait bir gösterge değildir. Not; önlemleri almakta geç kalan, güvenliği garanti edemeyen, emekçilerini korumayan ve kendini denetleyecek refleksleri geliştiremeyen sistemindir.

Dolayısıyla bu yılın karnesi ortada. İtiraz, yalnızca bir dönem duygusallığı değil; yöntem, sorumluluk ve politika talebidir.

Eğitim, geleceğe açılan bir kapıdır. Ancak o kapıyı şiddetle, eşitsizlikle ve değersizleştirmeyle örmek; geleceği karanlığa mahkûm etmektir.

Evet, yıl sonu karneleri dağıtıldı.

Sistem sınıfta kaldı…

Bodrum Fiber İnternet
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.