Bodrum Fiber İnternet

Mezuniyet mi, Eziyet mi? Sünnet Annesinden LGS Annesine Bir Modern Zaman Çılgınlığı

Yayınlama: 17.06.2026
A+
A-

Aman Tanrım, neler yaşıyoruz? Hiç görmediğim, daha önce benzerine tanık olmadığım mezuniyet törenleri ve sınav süreçleri…

Artık sünnet annesinin yanına “LGS annesi” de eklendi. Boyunlarına “maşallah”ı eksik, “LGS annesi” yazıları astıklarını gördükçe şaşkınlığım katlanıyor. ÖSYM annelerine ise henüz denk gelemedim; sanırım o yaşa gelince çocuklar bu çılgınlığın önüne kendileri geçiyor.

İşin şakası bir yana, oldum olası bu sahiplenme dilinden hoşlanmadım. Çocuğa ait her sorumluluğu “-miz” ekiyle kucaklamak… Ödev çocuğun ama bir anda “ödevimiz” oluyor. Sınav onun ama “sınavımız var” deniyor. Aile içinde de aynı şey: Baba çocuğun babası, annenin eşi birden “babamız” oluyor. Çocuk mezun olacak ama ebeveyn “mezuniyetimiz var” diyerek hazırlanıyor. Ve orada sessiz bir gasp yaşanıyor: Çocuğun alanı genişlemiyor, yetişkinin gölgesiyle kaplanıyor. Bu küçük dil kayması aslında büyük bir zihinsel sahiplenmenin habercisi. Oysa çocuğun hayatı aitlik değil, eşlik istiyor.

Bu dilin çocuklar üzerinde sessiz ama derin psikolojik etkilerinin olduğunu keşke daha çok anlatabilseydik… Sürekli “biz” dediğimizde çocuğa “Senin hayatın aslında benim uzantım” mesajı verdiğini çok söyledik. Bu, bireysellik duygusunu eritiyor; özerklik gelişimini yavaşlatıyor da dedik.

Çocuk, kendi başarılarını ve başarısızlıklarını sahiplenme fırsatı bulamayınca iç motivasyon yerine dış onay arayan birine dönüşüyor. Zamanla bu durumun kaygı ve bağımlılık duygusunu beslediğini de söylemişti uzmanlar ama veli grupları galip geldi. Eeee, hayatında çocuğunun yerine kendini koyan, onu her koşula karşı bir kalkan gibi koruyan ebeveynin hak ettiği bir mezuniyet de olmasın mı şimdi?

Ailelerin hâkim olduğu her alan gibi mezuniyetlerde de bu tablo kendini gösterdi. Keşke bir yerlerde “dur” diyen bir öğretmen olsa ama kim dinler ki? WhatsApp grupları çoktan coştu bir kere. Canım öğretmenim itiraz etse, “yapan öğretmenle” vurulacak belli… Tabii bu işe gönüllü, hatta koreografiyi sene başından hazır edenleri de unutmamak lazım.

Nedir bu arkadaşlar? Mezuniyet adı altında yapılan, ya travma üreten ya da yeni travmalara kapı aralayan bu törenlerin vardığı yer neresi? Ne doğallık var, ne samimiyet, ne de masumiyet…

Tamam, her çocuk kıymetli, her çocuk özel. Ama çocuklar uzayı keşfetmedi, Nobel almadı. Sadece zorunlu eğitimlerinin bir aşamasını tamamladılar. Yaşlarına yakışır küçük bir kutlama, arkadaşlarıyla vedalaşma… Buna kimsenin itirazı yok. Bir üst lige mi çıktık, NASA’ya astronot mu yolladık, belli değil.

Bir de şu kurdele meselesi… Bu yılın olmazsa olmazı! Öğretmene kurdeleyle bağlanan çocukların makasla tek tek bağlarının kesilmesi neyin sembolü? Göbek bağı mı? Ritüel o kadar büyümüş ki neredeyse diplomayla birlikte “bağ kesme sertifikası” da verilecek.

Elbette bir öğretmen için de öğrencisi çok kıymetli ama evladını gurbete uğurluyormuş gibi o abartılı duygusallık bana samimiyetsiz geliyor. Her mezuniyet yıkım olsaydı bu mesleği yıllarca icra edemezdik. Onları yeni başlangıçlara uğurlarken tabii ki duygulanırız ama mesleğin döngüsü de bu zaten; yerlerine yeni çiçekler açar o bahçede.
Tekrar gelelim şölen tadında mezuniyetlere. Çocuklar hâlâ çocuk, hanımlar, beyler… Üzerlerine yetişkin kostümü giydirilmiş halde sahneye çıkınca büyümüyorlar. Bir yanda ışıklar, bir yanda abartılı koreografiler, kara gözlükler, yaşlarına hiç uymayan abiyeler… Pullar, simler, inciler havada uçuşuyor. Çocuk bunlar, çocuk! Başlarında kocaman topuzlar, yüzlerinde ağır makyajlar… Bir yanda da sünnet annesi edasıyla ortalıkta dolaşan veliler, öğretmenler…

Yapma öğretmenim, yapma; sen bari yapma… Kimisini sanırsın mezuniyet değil de kırmızı halı; Oscar töreni, Cannes festivali… Bir tek paparazzi eksik. Fotoğraf çekimiyle birlikte diplomadan çok “influencer başlangıç paketi” dağıtılıyor sanki. Ve işte en büyük final eksikliği: Taşlı taçlar… Muhtemelen o da gelecek. “Bakın ben ne muhteşem bir çocuk yetiştirdim”i temsil eden, yetişkinlerin başına takılan yeni bir unvan daha. Bunun eksikliğini şahsen hissettim!

Sezen Aksu’nun dediği gibi… “Çok acayip, zor yarış.”

Mezuniyet töreni değil bu artık; bir hayat gösterisi, hatta başlı başına bir ego yarışı. Tanrım, iyi ki bu yeni nesil mezuniyetlere denk gelmedim. Bir kazaya mahal vermemek için büyük ihtimalle törene gitmez, çocukları alır başka bir gün pikniğe giderdim. Çünkü mezuniyet olmuş eziyet. Bir kez daha altını çizmek istiyorum: Seyrettiklerimin bir kısmı çocukluğun doğallığını törpülüyor, kalan kısmı ise yeni baskıların kapısını aralıyor. Bu işin ekonomi boyutuna hiç değinmiyorum bile.

Ne yapıyorsunuz ya? Bir kendimize gelelim. Eğitim ne çocuğun boynuna bağlılık ilmikleri atmaktır ne de ebeveynlik onu ömür boyu kendi göbek bağına mahkûm etmektir. Bırakın çocuklar hiç olmazsa yaşlarına yakışır mezuniyet törenleri yaşasınlar. Çünkü mezun olan onlar; yani çocuklar. Bırakalım bu hikâyenin kahramanı da alkışı da onlara ait olsun.

Ah güzelim çocuklar… Yetişkinlerin dünyasında kayıp gitmeden, egolarının altında ezilmeden yürüyeceğiniz özgür yarınlarınızın olması umuduyla… Yolunuz açık ve aydınlık olsun.

Filiz Öğretmen’den kucak dolusu sevgiler… Hoş ve mutlu kalın.

Share and Enjoy !

Shares
blank
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 3 Yorum
  1. Sema dedi ki:

    “Yerlerine yeni çiçekler açar o bahçede” çok sevdim bu ifadeyi 💜

  2. Tahir Duman dedi ki:

    Filiz hocam ellerinize, kaleminize sağlık. Gerçeği gören anneler, babalar, öğretmenler… hepimizin iç sesi olmuşsunuz. Ama biz ne dersek diyelim kazanan görgüsüzlük olacak gibi. Akıbet hayr ola…

  3. Anonim dedi ki:

    Yüreğinize, kaleminize sağlık.