









Bodrum’da denize girme mevsimi sadece temmuz / ağustosla sınırlı değil. Mayıstan/Kasım sonuna kadar girilebilir. En azından ben giriyorum.
Ben denize doğrudan girenlerdenim. Suyun soğuk olup olmadığını ayağımla kontrol etmem. Denize fikir danışmam yani.
Fakat sahilde öyle insanlar görüyorum ki denize girmiyorlar, denizle uzun süreli bir müzakereye başlıyorlar.
Önce ayaklarını suya sokuyorlar.
Duruyorlar.
Sonra birkaç adım daha atıp suyu dizlerine kadar getiriyorlar.
Yine duruyorlar.
Eller belde, gözler ufukta…
Sanki denizin sahibi gelince fiyat konuşacaklar.
Peki, ne bekleniyor?
Bacakların suya alışması mı?
Diyelim ki bacaklar alıştı. Vücudun geri kalanı ne yapıyor? Bel, göbek, omuzlar kıyıda sıraya mı girdi?
“Önce bacaklar girsin, ortamı beğenirsek biz de geliriz.”
Bacaklar içeriden haber gönderiyor:
“Biz alıştık, siz gelin.”
Göbekten cevap yok.
Üstelik hava sıcak, denizin suyu belli. Bekleyince ısınmayacak, belediye gelip altını yakmayacak.
Ama onlar bekliyor.
Arada avuçlarına biraz su alıp kollarına sürüyorlar. Sonra omuzlarına, enselerine…
Denize girmek değil bu, tadım yapmak.
Vücuda önceden haber veriyorlar:
“Birazdan başına gelecek olan şey budur. Hazırlıklı ol.”
Bazıları göbek hizasına kadar geliyor, sonra tekrar geri dönüyor. Belli ki görüşmeler olumsuz sonuçlanmış. Bacaklar kabul etmiş ama göbek imzalamamış.
Bir de suyun içinden cesaret verenler var:
“Hadi gir, çok güzel!”
Çenesi titriyor ama su çok güzel.
Acısını paylaşacak birini arıyor olabilir.
Ben bütün bunları izlerken birkaç kulaç atmış, dönmüş oluyorum. Onlar hâlâ elleri bellerinde bekliyorlar.
Acaba o sırada ne düşünüyorlar?
Hayatlarını mı sorguluyorlar?
“Ben kimim, neden buradayım, bu su neden belime kadar geldi?”
Tam karar verecekleri sırada küçük bir dalga geliyor. Göbek ıslanıyor, kişi iki adım geri kaçıyor.
Deniz beklemekten sıkılıp ilk adımı atmış, o da yanlış anlamış.
Sonunda büyük karar veriliyor. Hafif bir çığlıkla kendilerini suya bırakıyorlar.
Beş saniye sonra da o meşhur cümle geliyor:
“Aaa, su çok güzelmiş!”
Evet, güzeldi.
Siz toplantıyı biraz uzun tuttunuz.
Kısacası bazı insanlar denize giriyor, bazılarıysa denizle önce tanışıyor, konuşuyor, güven ilişkisi kuruyor.
Biraz daha bekleseler deniz çekilecek…
Kos’a bile denize girmeden gidecekler